Yurt Dışında Yaşamak

Şu sıralar Türkiye’den bir şekilde uzaklaşarak yurt dışında yaşama isteği epey popüler ve bunu kovalayan kişilerin sayısı gittikçe artıyor. Bunu eyleme dökmek içinse sadece istemekten daha fazlası gerekiyor. Yurt dışında yaşama tecrübesi olan biz Ekin ve Orçun ise yıllar içerisinde gözlemlediklerimizi paylaşalım istedik. Birimiz (Orçun) İspanya’da yüksek lisans yaptı ve Amerika’da yaşadı. Ekin ise halihazırda yaşamını Viyana’da sürdürürken Mimarlık eğitimi alıyor. Biz nerede mi tanıştık? Orası ayrı bir hikaye fakat Barcelona olduğunu söyleyelim.

Bu yazıyı yazarak ve gözlemlerimizi paylaşarak yurt dışını hedefleyenlere bir nebze de olsa farkındalık katmak istiyoruz. Yurt dışında yaşamanın zorluklarıyla beraber güzelliklerini, bize göre farklarını ve yurt dışına gidebilmenin mantıklı yollarını sizlerle paylaşacağız. Bizim bildiğimiz kadarıyla bazı ülkelerdeki durumlardan örnek vereceğiz. Yol gösterici ve daha fazlasını araştırmaya sevk edici olmasını dileriz :)

Bir Hallstatt hatırasıdır :)

 

Neden Yurt Dışında Yaşamak İsteriz?

Bir çoğumuz için yurt dışında yaşamak her zaman güzel bir hayal olarak bir köşede beklemiştir. Şöyle bi etrafınıza bakın, bu hayali gerçekleştirenler diğerlerinden daha cesur olanlardır. Çünkü bu hamleyi yapmak biraz cesaret ister. Düşünsenize, doğup büyüdüğünüz çevreyi, ailenizi, arkadaşlarınızı, kültürünüzü terk edip tamamen yapayalnız olduğunuz ve belki de dilini dahi konuşamadığınız bir yere yerleşmek ilk bakışta kulağa ne kadar da olumsuz geliyor değil mi? Sanıyoruz ki bu yüzden bir çok kişi sonunu getiremeden ya vazgeçiyor ya da hiç bu işe kalkışmıyor. Bir de işin özenme boyutu var ki bu harekete geçme eylemini tetikleyen şey işte çoğunlukla o özenme oluyor ve bu huy bizim insanımızda aşırı dozda mevcuttur.

Bir diğer neden ise yaşadığımız yerden sıkılarak değişiklik arayışında olmamızdır. Kaldı ki bu durum bizce sırf Türkiye’ye özel bir durum değil, aksine bizim jenerasyonun temel problemi. Bu duygunun vatanı yok. Yıllar içinde o kadar fazla insan tanıdık ki yaşadıkları şehirleri terk edip gitmek istiyorlar ve bunu sırf o şehirde doğup büyüdükleri için aradıkları değişiklik hissi yüzünden istiyorlar. Bu şehirleri saysak muhtemelen bu insanların akıl sağlığını sorgularsınız.

Özenme ve değişim isteği dedik. Bir diğer neden ise olumsuz şartlardan kaçma arzusu diyebiliriz. Türkiye’de bu durumu genellikle daha iyi bir eğitim, daha iyi bir iş veya daha güvenli huzurlu hayat arayışları olarak söyleyebiliriz. Biz bu nedenlerin daha iyi bir eğitim kısmında yer alarak yurt dışında yaşadık ve birimiz yaşamaya devam ediyor.

Aslında yurt dışına yerleşebilmenin de bir yaşı var. Yaşlandıkça bu ihtimali yapabilme kabiliyetinin azaldığı gibi fırsatlar da azalıyor. Düşündüğümüz zaman yurt dışına gidebilmenin en kolay yolu ise öğrenci olarak gitmektir. İş bularak gitmek en güzeli olduğu için ise her zaman en zoru o olmuştur. Ah o çalışma vizesi yok mu! Çıkana kadar sizi öldürür ve öncesinde bir güzel süründürür… Bununla ilgili tecrübemizi bir diğer yazımızda anlatacağız. Şimdi gelelim ihtimalleri detaylandırmaya

 

Yurt Dışında Öğrencilik

Yurt dışına öğrenci olarak gitmek, eğer Türkiye’de özel üniversitede okuyacak durumdaysanız hem bütçeyi çok zorlamaz hem de bürokratik engeller daha az sorunla geçilir çünkü en nihayetinde öğrencisinizdir ve o ülkenin eğitimini almaya gidiyorsunuzdur. Bu yüzden devletler size daha az ”zararlı” gözle bakıp daha az ”ilticacı” sınıfına koyarlar. O halde bazı ülkelerden örnek verelim.

İspanya’da üniversite eğitimi ile bu ülkede aralıksız 3 yıl boyunca eğitim amaçlı bulunduysanız, bu sürede ülkeyi 6 aydan fazla terk etmemeniz gerekir, kimseye biat etmeden çalışma ve oturma iznine başvuru hakkınız doğar. Aynı hak İtalya’da ise 2 yıl kaldıktan sonra alınır. Ha tabi sanmayın ki yapılan bütün başvurular kabul ediliyor, olayın aslı öyle değildir. Ne kadar başarılı bir öğrenci olduğunuza ve o okula ne kadar uyacağınıza göre kabul şartları değişir.

Avusturya’da üniversite eğitimi ile okulu bitirdikten sonra devlet size 1 yıllık süreli iş arama vizesi verir.

Amerika, Kanada ve İngiltere gibi ülkelerde ise eğitiminiz boyunca part-time iş olanaklarında legal olarak çalışmanıza izin verirler. Avustralya’da ise bazı koşullarda öğrenciliğiniz ile birlikte çalışma vizeniz de gelir.

Eğitim amaçlı giderken direkt olarak üniversite dönemi gitmek en mantıklısı çünkü yüksek lisansa göre daha sahiplenici gözle bakılıyorsunuz. Avrupa’da öğrenci olmak ile ilgili yazımız hazırlanma aşamasında. Şimdilik bu konuya burada bir ara veriyoruz.

Fotoğraf, bir mimarın hikayesi temalıdır :)

 

Yurt Dışında Çalışma Hayatı

Yurt dışına iş amaçlı gitme kısmı ise genellikle en sancılı olanıdır. Karşınıza çıkacak olası bürokratik engeller ve iş bulma süreçleri bazen yıldırıcı olabilir. Bunun haricinde iş hayatında bazı ülkelerle o kadar farklıyızdır ki. Mevzu çalışma olunca her zaman idol ırkımız ilk olarak akıllara gelir. Bilin bakalım hangi ülkeden bahsediyoruz?

Evet doğru tahmin ettiniz tabii ki de Almanya. Bizleri ortalama bir Alman vatandaşıyla kıyaslama yaparsak disiplini insanlar değilizdir ve işimizi çok ciddiye almayız. En kötü özelliğimiz ile kolaya kaçmanın yollarını kovalarız. Yapılması gereken bir işi en kısa nasıl yapar bitiririzin hesabını tutarız. Kısaca kaytarmayı severiz. Almanlar ise dahi olarak tanımlanır. Fakat bizce işin aslı öyle değil. IQ olarak iki ülke insanı arasında ciddi farklılıklar olduğuna inanmıyoruz. Bizce temel fark kendilerini bizim aksimize disipline edebilmeleri. Bununla ilgili somut ve güncel bir araştırma sonucu var. Ekonomik kalkınma ve işbirliği örgütü OECD’nin ülkelerin yıllık ortalama çalışma saatleri araştırmasının sonucuna göre Almanya’da yıllık ortalama çalışma saati 1.371 saat iken Türkiye’de 1.832 saatmiş.

Eğer bu disiplinden gelmiyorsanız Almanya ve bu kültüre sahip Avusturya, Belçika gibi ülkelerde ortama alışmanız zaman alabilir çünkü uyulması gereken kurallar nettir.

Kuzey Avrupa ülkeleri ve spesifik olmak gerekirse İskandinavya için de aynı disiplinden bahsedebiliriz. Bu ülkelerde ise insanlar mesaiye günün erken saatlerinde başlayıp 16.00’da bitirir. Güneşsizliğin bununla bir ilgisi tabii ki vardır. Az çalış öz çalış mantığı vardır ve kaytarmaya yer yoktur. Mesai saatleri içerisinde o iş bitecektir.

Bizler sıcak iklim insanlarıyız, çalışma hayatında bize en çok uyacak ülkeler de Akdeniz ülkeleridir. Yunanistan, İtalya, İspanya gibi ülkeler de insanlar kendilerini sıkıntıya sokmazlar, ihtiyaçları kadar çalışırlar fazlasını aramazlar. Genel olarak anlaşılamaz bir rahatlık ve hedonistlik hakimdir. Bu ülkelerdeki çoğunluk için bunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Amerika gibi ülkelerde ise durum farklıdır. Öyle yoğun bir iş hayatınız olur ki ne kendinize ne de ailenize yeterince vakit ayırabilirsiniz. Bizlere çocukluğumuzdan beri özendirilen Amerikan Rüyası aslında düşündüğümüz gibi hiç bir zaman olmamıştır ve bu gidişle olacağını da zannetmiyoruz.

Bu arada Avrupa’da çalışmanın en güzel tarafı ise bolca sunulan ücretli izinlerdir. Örneğin Almanya’da 24 iş günü izniniz vardır. İspanya’da ise minimum 30 gün izin hakkınız vardır ve ekstra gece mesaileri yasaktır. Çok sıra dışı bir durum sebebiyle fazla mesai olmuşsa da bunun karşılığında o kadar saat için izin verilir. İtalya’da bütün Ağustos ayı tatildir. Üretim bile durur fabrikalar kapanır. Hele ki Güney İtalya ve Güney İspanya konularına girersek kıskançlıktan çatlarız. Paraya ihtiyaç duymayan ve olduğu kadarıyla yetinen bu bölge insanlarını adeta zorla çalıştırmak durumunda kalırlar. Son olarak Fransa örneğimiz var, bu ülkede ise eve iş götürülmez ve iş telefonları mesai saati sonrası ulaşılamaz olur.

Bu gibi örnekler ve Kuzey Avrupa ülkelerinde işsizlik maaşı alan insanların bu parayla Dünyayı gezdiklerine dair hikayelerle büyüdük sonuçta :)

Yurt dışında çalışma ve popüler iş imkanları ile ilgili daha fazlası için de bir yazı hazırlıyoruz.

 

Türkiye’de mi yaşamak, Avrupa’da mı yaşamak?

Gidiş ihtimallerini ülkesel olarak kısmen değerlendirdik ama konu aslında dönüp dolaşıp adaptasyona geliyor. Yapılan araştırmalara göre bir ortama hızlı sürede alışmanın zeka ile ilgisi varmış. Yukarıda size saydığımız nedenler neydi?

Doğup büyüdüğünüz çevreyi, ailenizi, arkadaşlarınızı, kültürünüzü ve dilinizi terk edip bambaşka bir ülkeye gidiyorsunuz ve bu sefer amacınız gezmek değil. İşte bunlara alışmak işin zor tarafı. Bir diğer olumsuzluğu ise bizler yurt içinde çok milliyetçi yurt dışında ise güvenilmez oluruz. En azından yaşadığımız tecrübeler bize buna gösterdi. Yaşadığımız olaylar neticesinde yurt dışındayken Türklere çok fazla güvenilmemesi bize öğretildi.

Yine yazının başında cesaretsizlikten bahsetmiştik. Biz mesela yurt dışına çıktığımızda gördüğümüz Türk kebapçısını veya orada çalışan Türk garsonu ezmeyi pek bi severiz ama o meslek gruplarındaki insanlar cesaretleriyle her türlü koşulu göze alıp yurt dışı hayalini gerçekleştirmiş insanlardır. O kişinin parası vardır ve yurt dışında iş kurmuştur veya en düşük maaşlı bile çalışmayı göze alarak gitmiştir. Sonuçta biz 3. ülkeyiz ve gidilmesi planlanan ülkedeki o ülkenin vatandaşıyla eşit şartlara ve imkanlara sahip olmamız beklenemez. Biraz cesaretli olup tırmalamak gerekir. İşte bu yüzden buna cesaret etmek önemlidir.

Yurt dışında yaşadığımız zaman Türkiye’ye dair en çok özlediğimiz şey yemeklerimiz olmuştur. Ah o güzel yemekler bir de yurt dışında aynı lezzette olsa daha ne isteriz ki! Türk mutfağının güzelliklerine en çok yaklaşan mutfaklar bizim için Fransız ve İtalyan olmuştur. Fakat hiç biri bizim mutfağımızın yanından geçemez. Hele ki Avusturya mutfağının sadece şinitzelden ibaret olduğunu söylersek sanırım haksızlık etmemiş oluruz. İspanya’daki efsane tapas kültürünü bir kenara bırakırsak geriye özendirici pek bir şey kalmıyor.

Evde pratik çözümler :)

Yazımızın şu ana kadarki bölümü genellikle zorluklar ve olası olumsuzluklarla doldu. E bu kadar olumsuzluk yeter arkadaş biz dahil bu kadar yurt dışı meraklısı insanın bir bildiği olmalı ama değil mi?

Bizce Türkiye’den uzakta olmanın en güzel tarafı Ülkedeki olaylardan uzak kalmak. Her gün yeni bir olumsuz gelişmeden habersiz olmak, yarın yine ne yaşanacak diye düşünmemek, haber kanallarını engelleme ihtiyacı gibi durumları yaşamamak kadar güzel bir imkan var mı? Hele ki İstanbul’da yaşadıktan sonra yurt dışına gelerek yıllardır aradığınız sakinliği bulup insanların o telaşından kurtulmak kadar güzel bir duygu olabilir mi? Mesela sabah işe gideceksiniz ve metro ile 15 dakikada iş yerinize ulaşıyorsunuz. Akşam ise iş çıkış trafiği diye bir oluşum olmadığı için yine 15 dakikada evinizdesiniz ve bütün akşamınız size kalıyor. Trafikte kaybettiğimiz boş zaman yok.  Düşünsenize bunun bize kazancını! belki bu vakti daha değerli bir uğraş için harcarsınız. Aynı zamanda güncel olumsuz gelişmeleri dinleyerek sinirleriniz gerilmiyor, yarın yine ne olacak diye düşünmemizi gerektirecek bir durum ise yok.

Örneğin Avusturya’da insanlar işten çıkınca bira içmeye veya kafelere giderler. Keza Almanya ve Belçika gibi ülkelerde de durum farklı değildir. İspanya’da mesai bitişleri Tapas barlarda bir kadeh şarap ve yanında alınan tapaslarla mesai bitimi kutlanırken İtalya’da ise aperativo barlarda 1 kadeh margharita yanında atıştırmalıklar ile mideler akşam yemeğine hazır hale getirilir. Hele ki Barcelona’da çalışıyorsanız mesai bitiminde denize dahi gidebilirsiniz!

Türkiye’nin karmaşasından bahsettik fakat hayat sadece Türkiye’de değil bir çok yerde hızlı aslında. Bu sürat bir sistemin ve düzenin içinde olmadığı için can sıkıcı boyutlara taşınıyor. Size bir örnek; 2007 yılında Dünya’nın 34 şehrinde yayalar üzerinde yapılan bir incelemeye göre, ortalama bir yayanın adımları 5,63 km/saat imiş. Bu neticeye göre 10 yıl öncesine kıyasla %20 artmış. Bizce son yıllarda hayatın ne kadar hızlandığını ortaya çıkaran çok güzel bir araştırma.

Bir de insanların birbirine saygısı var. Türkiye’de sesler hep yüksektir, bağrış çağrış harala güreledir. İnsanların birbirlerine saygıları yoktur ve gülümseyen insan bizce bulmak çok zor çünkü halkın çoğunluğu mutsuz. Bu yüzden sabahları insanların çoğu birbirlerine karşı bir günaydını fazla görüyor. Avrupa’da ise durum bunun tam tersidir. Bulunduğunuz ülkesine göre değişse de Akdeniz ülkelerinde insanlar sakindir, kafaları rahattır. Ortada yapılacak bir iş varsa o iş elbet yapılır ama asla aceleleri yoktur. Esnaf saat 4’te dükkanını kapatır, aşağı gelip kapıyı tıklatırsınız sizi görür kapıyı açmaz ve üstüne bir de dinlenme saatimde olduğumu görmüyor musun neden rahatsız ediyorsun der! :) İnsanlar kendi kişisel alanlarına çok değer verirler ve bu duruma karşı saygılı olmanız gerekir. Ayrıca her zaman bir mesafe vardır.

İnsanların saygısını ve sabrını metrodayken bile hissedersiniz. Bir metro durağındasınız ve beklediğiniz metronuz geldi kapılar açıldı, önce içeridekilerin inmesine izin verilir ve en son yolcu indikten sonra binecekler binmeye başlar. Bu saygının olgunluğa evrildiği durumlar da çoktur. Bazen çok yadırgayacağınız tipte bağırarak konuşan veya bir şekilde çevreyi rahatsız insanlar sokaklarda görürsünüz, fakat kimse bu insanlara müdahalede bulunmaz. Saçınızın rengi pembe olabilir kimse sizi kınamaz. Özetle kimse kimseyi umursamaz ve herkes mesafesini korurken saygı gösterir.

Sabır dedik, İspanya veya İtalya veya Portekiz’de bir restorandasınız diyelim. Yemek siparişi verdiniz, kaç dakikada gelmesini beklersiniz? Türkiye’de 10 dakika sonrasında homurdanmalar başlar, değil mi? Bu ülkelerde siparişin masaya geliş ortalama süresi genelde 30 dakikadır. Lüks restoranlarda ise bu süre daha da uzar. Hem insanlar sabırlıdır hem de restoranlar ön görülebilir sipariş mantığıyla çalışmaz. Yemekler o an gelen sipariş ile birlikte hazırlanır, önceden pişirilip hazır halde bekletilmez ve sipariş ile ısıtılıp 5 dakika içerisinde servis edilmez.

Gelelim insanların yakınlığına, Avusturya gibi ülkelerde ise insanlar daha soğuktur. Genelleme yaparsak, Avrupa’da aşağıdan yukarıya doğru çıktıkça insanların soğuk yapısı artar. Akdeniz ülkeleri şeker gibidir. Orta Avrupa’ya geldikçe insanlar daha da soğumaya başlar, Kuzey Avrupa’da ise çekilmez olabilirler. Bizim teorimize göre bu durumun iklimle bir ilgisi var!

Avrupa’da olmanın bir diğer güzel tarafıysa bizde olmayan uçsuz bucaksız yemyeşil parklarıdır. Viyana bu konuda epey iddialıdır ve Avrupa’nın en güzel parkları burada desek haksızlık etmeyiz. Yine Londra bu konuda çok iyidir ve Avrupa’da en çok park bu şehirde bulunur. Hafta sonları parklarda spor yapmak, bisiklete binmek veya doğa yürüyüşü yapmak gibi aktiviteler yapılır. Bazı Orta Avrupa ülkelerinde ise bu manzarayı bulmak pek kolay olmaz. Mesela Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde pazar günleri in cin sokakta frikik atar. Her yer kapalıdır ve kışın sokakta insan bulamazsınız. Aynı şekilde Kuzey Avrupa ülkeleri için de benzer durum geçerlidir. İklim teorimiz burada da devam ediyor. İnsanlar soğuktan sokağa çıkamıyor. IKEA’nın bir İsveç markası olması sizce tesadüf mü? Bizce değil, insanlar evlerinin iç dekorasyonuna yatırım yapıyor. Akdeniz ülkelerinde ise insanların evde vakit harcama süreleri düşüktür ve evde yemek yerine dışarıda yemeyi tercih ederler. Restoranların çoğu genelde doludur. İlk İspanya’ya gittiğim zaman her köşe başında bir bar olduğunu görünce bu insanlar nasıl iş yapıyorlar diye soruyordum. Cevabını çok geçmeden doluluk oranlarını görerek almıştım. İnsanlar keyiflerine düşkün.

Lafın kısası bizler Türkiye’de hayatı daha dan-dun harala gürele yaşıyoruz. Avrupa’da ise durum bundan epey farklı. Mesela trafikte birisiyle kanlı bıçaklı olma ihtimaliniz %1’in altındadır. Bizim canımız sıkılınca çaldığımız bir korna İsveç gibi ülkelerin trafiğinde ciddi sinirlenme ifadesidir ve çok ender duyarsınız. Günlük hayatta sinirinizi bozacak bir olay ile karşılaşma ihtimaliniz epey düşüktür. Devletin temsilcisi arabası ile geçiyor diye yollar kapatılmaz ve trafikte hapsolmazsınız, aksine Stockholm’de başbakanın evinin önünden turist gibi geçersiniz.

Başka bir ülkede olmanın en zor tarafıysa maalesef 2. sınıf insan olarak görülmemizdir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye’den nefret ettiğimizi filan düşünmeyin sakın. Ne olursak olalım buralarda 2. sınıfız ve sırf bu yüzden dahi ülkemizi arıyor ve özlüyoruz.

Bir diğer avantaj ise Avrupa’da ulaşım imkanlarının makul fiyatlarda sunulması bizce büyük bir avantaj. Ülke arası geçişlerde vize uygulamasının olmaması ise başka bir güzellik. Avrupa Birliği dediğimiz kurum 28 ülkeden oluşur ve bu ülkelerin 24 tanesi Schengen vize sistemindedir. Schengen vizeniz olduğu müddetçe bu 24 ülkeye giriş çıkış yapabilirsiniz. Schengen Ülkeleri ve vize detayları ile ilgili yazımız için buraya tık tık.

Avrupa içi seyahatte uçak ve tren yaygındır. Hava yolu ulaşımında ise ucuz seçenekler vardır. Düşük maliyetli havayollarını detaylandırdığımız yazımıza göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Trenler ile ilgil olarak, İspanya’da Renfe, İtalya’da Trenİtalia, Avusturya’da ÖBB, Almanya’da Deutsche Bahn gibi büyük firmalar sizi A noktasından B noktasına götüren en kısa yol olan halay’dan sonra gelir.

 

Kısa Kısa

Aslında yurt dışında yaşamak demek pek çok şeyden vazgeçmek demek. Geride bıraktığımız pek çok şey oluyor fakat neyse ki insanız ve doğamız gereği çok çabuk unutuyoruz. Özleyeceğimizi düşünerek geride bırakmaya korktuğumuz şeylerin bir çoğunun yerini aslında çok geçmeden doldurabiliyoruz. Yeni insanlar tanıyarak ve yeni arkadaşlıklar kurarak yepyeni bir sosyal çevre inşa ediyoruz. Dünya’nın farklı yerlerinden gelen insanları tanıyarak aynı zamanda yeni kültürler öğrenip kendimize yatırım yapıyoruz.

Şu anda birimiz İstanbul’da (Orçun), Ekin ise Viyana’da yaşıyor. Bu durumu yakında tamamen Viyana’ya çevirme gayretindeyiz. Şartlar artık bunu gerektiriyor. Bazen salt ülke sevgisi yeterli olmayabiliyor.

Hadi gelin gidelim bize katılın :)

Elimizden geldiğince, tecrübelerimize dayanarak sizi yurt dışı ve özellikle Avrupa hakkında biraz bilgi sahibi yapmak istedik. Umarız ki sizi biraz olsun bilgilendirip bu konuda daha derin düşünmeye sevk etmişizdir. Yazının ana fikri olan cesur olma kısmını atlamamanız dileğiyle,

Sevgiler :)

4 Comments

  1. Melis

    Merhabalar :) ben yurt dışında eğitim almayı planlıyorum ve bunun için de en doğru ülkenin Avusturya olacağına karar verdim. Bana yüksek lisans eğitimi ile ilgili okul veya şehir tavsiyesi verebilir misiniz? Gördüğüm kadarıyla sizin bu konuda bilginiz var. Teşekkürleeerr :)

    Reply
    • YolKüre

      Merhabalar,
      Tabii ki, elimizden geldiğince fikir verebilmek isteriz :)
      Hangi dalda yüksek lisans istiyorsunuz?
      Şehir olarak en fazla sayıda üniversite Viyana’da bulunuyor. Fakat Graz gibi bir üniversite şehri de mevcut ve Viyana’ya 2.5 saat uzaklıkta. En iyisi siz hangi bölüm istediğinizi söyleyin ona göre düşünelim :)

      Reply
  2. Merve

    Merhabalar , bende doktoramı yurt dışında yapmak istiyorum ama ülke konusunda çok kararsızım. Diş hekimliğinden bu yıl mezun olacağım ama biz 5 yıl okuduğumuz için yüksek lisans yapmış sayılıyoruz. Bir de avrupada doktoranın çok yaygın olmadığını duydum. Bu konuda bir fikriniz var mı? Türk diş hekimleri tanıyor musunuz yurt dışında çalışan , nasıl memnunlar mı orada çalışmaktan?

    Reply
    • Yol Kure

      Merhabalar,

      Önce doktora konusundan başlarsak Avrupa’da doktoranın yaygın olduğunu söyleyebiliriz. Diş hekimliği ise spesifik bir konu olduğu için yanlış bilgi vermek istemeyiz fakat bildiğimiz kadarıyla Almanya’da TIP denkliğinin alınması diğer ülkelere nazaran daha az zorlayıcı olduğu için daha çok tercih ediliyor. Bildiğimiz önemli ön koşullardan bir tanesi ise iyi seviyede Almanca bilgisi. Eğer bu konu ile alakalı olarak taze bir bilgi edinirsek mutlaka sizinle paylaşırız. :)
      Araştırmanızda iyi şanslar dileriz, umarız her şey gönlünüzce olur. :)

      Reply

Submit a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Pin It on Pinterest

Share This