St. Petersburg Gezi Rehberi

St.Petersburg ile ilgili şu ana kadar kötü bir yorum yapanı veya şehri eleştireni hiçbir zaman duymadığımız gibi aksine birçok defa övgüyle bahsedilen bir şehir olduğunu gördük. Çoğunlukla beyaz geceler veya kuzey ışıkları ile özdeşleştirilen Petersburg’a en popüler döneminde gitmemiş olmama rağmen bir de bu döneme denk gelseydik muhtemelen favori şehir haline gelirdi çünkü bu şehir bir harika dostum!

Rusya’nın en büyük 2. şehri olan St.Petersburg bizce sadece ülkenin değil Avrupa’nın en güzel şehirlerinden bir tanesi. 1700’lü yılların başında ülkeyi yöneten Çar I. Petro tarafından, aşk ve tutku katılarak tasarlanan şehir, ülkenin adeta Avrupa’ya açılan kapısı konumunda. Genelde Çarlar çılgınlıklarıyla anılır ya, bu hikayede adı geçen Çar için de iyi anlamda çılgın desek yanlış olmaz. Petro’nun hayali, Petersburg’u Avrupalılaştırmak ve Avrupa’nın yeni başkenti yapmak olmuş. Adamın bu yolda kafası öyle kırıkmış ki Hollanda, İtalya ve Avusturya’dan mimarları getirterek şehri inşa ettirmiş ve sonrasında da şehre kendi ismini vermiş. Avrupa’dan Rusya’ya taşınan ve I.Petro tarafından geliştirilerek artık ‘’Petrine Barok’’ olarak karakterize edilen mimari üslup ile Rokoko tarzının birleşmesiyle birlikte öyle güzel bir şehir ortaya çıkmış ki hem her türlü övgüye layık olmuş hem de Petro’nun isminin hatırlanmasına, ve adının şehre verilmesine değer olmuş. Petro’nun yanı sıra bir başka sanatsever olan sevgilisi Ekaterina’da bir yandan Avrupa’nın çeşitli yerlerinden ünlü sanat eserlerini toplayarak şehrin kültür mirasının zenginleşmesine kayda değer şekilde katkıda bulunmuş. Şöyle ki, Ekaterina’nın, Avrupa’nın seçkin müzayedelerinden toplattığı eserlerin sergilendiği Ermitaj müzesi günümüzde Dünya’nın en önemli sanat müzeleri arasında gösteriliyor.

Geniş bulvarları ile Çarlık dönemi mimarisini, gösterişli yapıları ile Rönesansı, kült sarayları ile zenginliği, eşsiz müzeleri ile tarihi ve benzeri az bulunan köprüleri ile kendi karakteristiğini ortaya koyan St. Petersburg şehri tarih boyunca Rusya’nın kültür başkenti olarak kabul edilmiş ve günümüzde de bu özelliğini sürdürmeye devam ediyor. Finlandiya körfezinin kıyısında, adacıkların üzerine kurulu olan bu şehrin, diğer Nordik komşularını bize anımsatan fakat onlardan çok daha güzel bir atmosfere, kültüre ve geçmişe sahip olduğunu düşünüyoruz. Üstelik şunu da söylemek gerekir ki bu şehrin sadece merkezi değil aynı zamanda merkez dışında kalan yerleşim bölgeleri de özenle inşa edilerek, nasıl başladıysak öyle bitiririz tadında bir bütünlük oluşturulmuş. Kuruluşunun da ayrı bir hikayesi olan şehrimizde, Çar I.Petro’nun emriyle ülke genelinde toplanan 40.000 tane taş ustası çalıştırılmış ve bir nevi Petersburg şehri harici başka bir yerde benzer şekilde taş bina yapılmasının da önüne geçilmiş. İzlenen bu yol sayesinde herkes var gücüyle bu şehri ortaya çıkartmak için çalışmış. 20 yıllık inşaat süresi boyunca toplam 200.000 kişinin çalışarak öldüğü söyleniyor. Şehrin kurulduğu topraklar ilk keşfedildiği zaman bataklık olarak nitelendirilen ve ‘’burada sadece lahana ile turp yetiştirilir’’ denilirken, zamanla ayağa kalktıktan sonra ‘’Dünya’nın yeni harikası’’ ifadesiyle anılmaya başlandığı söyleniyor.

Tarihine baktığımız zaman köklü ve trajedilerle dolu bir geçmişe sahip olan St.Petersburg şehri kurulduğundan beri hep göz önünde yer almış. Bolşevik Devrimi’nin yayıldığı yer olan ve aynı zamanda öncüsü Vladimir Lenin’in şehri olan Petersburg’a Lenin’in ölümü sonrası Leningrad ismi verilip Sovyetlerin yıkılmasına kadar şehir bu isimle anılmış. Lenin’in şehri, özellikle 2. dünya savaşında ciddi bir trajediye sahne oldu. Yaklaşık 2,5 yıl boyunca Nazi kuşatması altında kalan St.Petersburg’da 1 milyondan fazla insan açlıktan öldü ve şehrin bir çok yeri bombalara maruz kaldı. Modern tarihin en büyük kuşatması olan bu olay boyunca şehrin bütün giriş ve çıkışlarının kontrol altında tutulması nedeniyle yiyecek bulamayan halkı, tarihin en büyük trajedilerinden birisini yaşamıştır.

Günümüze baktığımız zaman, Puşkin’in deyimiyle ‘’Rusya’nın Avrupa’ya açılan kapısı’’ olan St.Petersburg’da Puşkin’in ne denli haklı olduğunu sadece şehrin yapısı ile değil aynı zamanda yaşayan halkın ruh haliyle de görüyorsunuz. Rusya’nın geri kalanından daha rahat ve daha sakin bir hayatın yaşandığı Petersburg’da tanıştığınız insanların büyük çoğunluğunun bi noktada sanat ile iç içe olduğunu ve Avrupa’daki yaşam tarzına daha yakın olduğunu anlıyorsunuz. Fransa’nın Paris’i daha cool ve daha havalıdır ya, işte burada bahsettiğimiz şey de tam olarak bu etki ve insanlardaki algıdır.

Türkiye ile Rusya’nın karşılıklı durumuna bakarsak, uzak komşumuz diyebileceğimiz Rusya ile uzun yıllar boyunca bir çok sebepten ötürü yakın ilişkiler içerisinde olduk fakat 2016 yılında yaşanan uçak olayından sonra iki ülke uzaklaşıp birbirine yabancılaştı ve bu durum iyice ileri giderek artık her iki taraf için terse göç başlattı. Bütün bu yaşananların sonunda bir Türk olarak Rusya’ya belki de ikili ilişkiler daha iyiyken gitmek gerekirdi diye düşünebiliriz fakat 2018 Dünya Kupası’nın ülkede yarattığı etki ve bıraktığı izler ile aslında gidiş için doğru bir zaman olduğunun farkına sonradan vardık. Dışarıya çok fazla açık olmayan bir ülkeye kısa süre içerisinde Dünya’nın dört bir yanından insanın akın ederek ortalığı şenliğe çevirmesi ve bütün bunlar için Ülkede yapılan hazırlıkların ülkedeki havayı tamamen değiştirmesiyle, bu durumun şehri pozitif etkileyerek daha turist canlısı bir ortam yarattığını görmüş olduk. Rusya gibi belli özelliklere ve kurallara sahip bir ülke için bu dönem tamamen pozitif etkiler yaratmış. Bunların en başında gelen şey ise ülkenin artık İngilizce iletişim kurulabilen bir ortama sahip olması geliyor. Toplu taşıma yerlerinde veya restoranlarda çalışan insanlara Dünya Kupası dolayısıyla İngilizce öğretilmiş ve şehre İngilizce tabelalar asılmış. Malum Kiril alfabesinde yer yön bulmak bizler için pek kolay değil. Bu artılarla birlikte artık Rusya’da turist olmak daha kolay.

Bu kadar kritik ve övgüden sonra konumuz olan St.Petersburg’a geri dönersek, gelin bu şehrin güzelliklerini detaylı bir şekilde anlatalım.

St. Petersburg’a Nasıl Gidilir?

Öncelikle merdivenlerden çıkarak Rusya’ya ulaşmak için vize almak gerekiyor ve bu vize öyle saçma bir vize ki pasaportunuzla birlikte 1 adet fotoğraf ile 150 usd para ödeyerek bunun karşılığında 5 gün içerisinde 15 günlük tek giriş vizenizi alıyorsunuz. Anlayacağınız siyasi krizlerden sonra Rusya bizi haraca bağlamış.

St.Petersburg’a uçak bileti bakarken Pobeda firmasına mutlaka bakın. Rus Ulusal havayolu firması Aeroflot ailesinin low-cost kolu olan Pobeda ile çok uygun fiyatlara uçabilirsiniz. Fakat ben rahatıma düşkünüm diyorsanız tabii ki de her yere uçan THY‘da buraya her gün karşılıklı seferler düzenliyor.

St. Petersburg’da Nerede Kalınır?

St.Petersburg’da şehir hayatının döndüğü en hareketli cadde olan Nevskiy Bulvarının çevresi konaklama için en doğru tercih olacaktır. Şehirde otel fiyatlarının biraz yüksek olduğunu söyleyelim. Bu yüzdendir ki, eğer grup halinde seyahat ediyorsanız Airbnb evlerine bakmanızı öneriyoruz. Biz Airbnb tercihi yapıp Hermitaj müzesinin dibinde bir ev tutarak çok da memnun kaldık ve fiyat olarak otele göre daha avantajlı oldu.

Fakat yok efendim biz size inanmıyoruz veya beyaz bir yalan ile orada yer bulamadık diyorsanız o halde booking.com veya diğer hostellere göz atmak için hostelworld.com gibi seçenekler sizi bekler. Airbnb’ye hala bir şans vermek istiyorsanız linkten araştırmaya başlayabilirsiniz.

Otellerde gecelik konaklama kişi başı 40 usd civarında olurken evlerde kişi sayısına göre bu rakamın altına inmek mümkün.

St. Petersburg’da Ulaşım

Biliyorsunuz ki her gittiğimiz yer için önerimiz o şehrin yürüyerek keşfedilmesi gerektiğidir. Petersburg ortalama büyüklükte bir yer ve caddelerinde yürürken sizi sıkmayacak türden bir şehir. Gerek göz doyurucu mimarisiyle gerekse aniden rastlayabileceğiniz şehir aksiyonlarıyla. Bu yüzden gelin metro yokmuş gibi davranın ve bu güzel şehri yürüyerek keşfedin. Acil bir durumda ise en akıllıca tercih Uber kullanmak olacaktır. Şehrin 5 farklı hattan oluşan gelişmiş bir metro sistemi olduğunu da belirtelim.

St. Petersburg Gezilecek Yerler

St.Petersburg için 5 gün ayırmamıza ve günde ortalama 15. km yol yürüyerek dolaşmamıza rağmen bu gösterişli şehri gezmek için bu sürenin yeterli olmadığına kanaat getirdik. Çünkü bu şehirde Ermitaj gibi bir unsur var. Dünya’nın en önemli 3 müzesinden birisi olan Ermitaj için müze gezmeyi sevmiyorsanız dahi minimum 1 gün ayırmak gerekiyor. Eğer ki seviyorsanız 2 güne de yayarak gezersiniz. Turun en fazla vakit alan kısmı olduğu için Ermitaj ile gezinize başlamanızı öneriyoruz. Şehrin gezilecek önemli yerlerinin bir kısmı Nevski Bulvarı üzerinde ve yakın çevresinde yer alıyor. Bulvar etrafındaki yerleri ve gidilmesi gereken ihtişamlı sarayları da ekleyince 5 günlük süre tam olarak yeterli olmuyor. İlginizi çektiyse, gelin bu yerleri detaylı bir şekilde gezelim.

Nevski Street (Nevski Bulvarı)

Nevski, St.Petersburg’un kalbi olup şehri hemen hemen başından sonuna kadar kesen ve aradığınız her şeyi bulabileceğiniz türden bir bulvardır. Yaklaşık 5km. uzunluğunda olan Nevski’de, alışveriş ve gece hayatının hareketli olmasının yanı sıra gezilecek yerlerin büyük çoğunluğu bu caddeye paralel sokaklarda yer alır. Uzun ve geniş caddeler her şehir için önemli bir merkezi oluşturur fakat Nevski caddesinin ekstra bir önemi olduğunu söyleyebiliriz. Burası Petro zamanında, Moskova’ya giden anayolun başlangıcı olarak yapıldığı için şehir planlaması bu cadde etrafında oluşturulmuş. Nevskinin bir ucu Ermitaj müzesine çıkarken cadde boyunca St. Isaac, Kazan Katedrali, Church of the Savior on Blood gibi yerler bulunmaktadır. Bir çok kaliteli restoran ve bar önerisi de vereceğimiz Nevski ve civarı muhtemelen şehirdeyken çokça vakit geçireceğiniz bir bölge olacaktır. Özellikle Ekaterina’nın favori caddesi olan Nevski’de, Viyana aşığı kraliçemizin dokunuşları sağ olsun cadde boyunca göreceğiniz mimari bolca Avusturya ve biraz da Fransa esintisi taşır.

Konum için tıklayın

Kazan Katedrali

Nevski Bulvarı üzerinde yer alan ve karşınıza çıktığı anda 2 veya 3 defa dönerek bakacağınız türden bir yer olan Kazan Katedralinin Rusya için önemi büyük. Ruslar arasında ülkenin Vatikan’ı olarak değerlendirilen katedralin yapımı 1811 yılında tamamlanmış. Önünde bir bahçesi ve çeşmesi de bulunan katedrali hem gündüz hem de gece olmak şartıyla mutlaka ziyaret etmelisiniz. Harika fotoğraflar çıkartacağınıza eminiz. 1932 ile 1991 yılları arasında Dinlerin Tarihi ve Ateizm Müzesi olarak kullanılan Katedral günümüzde yapılış amacına uygun olarak kullanılıyor. İçerisini ziyaret etmek isterseniz bu da mümkün fakat dışarıdan o kadar güzel göründüğü için bu hamleye ihtiyaç duyacağınızı düşünmüyoruz.

Konum için tıklayın

Peter and Paul Fortress (Peter ve Paul Hisarı)

Sevgili kralımız Petro’nun favori İtalyan mimarı Trezzini tarafından yapılan Peter ve Paul hisarı 1740 yılında tamamlanmıştır. Ermitaj müzesinin karşı kıyısında yer alan Hare ismindeki minik bir adacığın tamamını işgal eden Hisara gidiş için direkt müzenin yanındaki köprüyü kullanıp yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Hisar, ilk yapıldığı dönemden Bolşevik zamanına kadar Askeri Garnizon ve hapishane olarak kullanılmış. Günümüzde ise bahçesinde yer alan ve gezmeye değer olan şeyler Petersburg Tarih müzesi, Peter ve Paul Katedrali ve St. Catherine Şapeli’ne göz atabilirsiniz.

Konum için tıklayın

Peter ve Paul Katedrali

Katedralin en önemli olayı, tarihteki bütün Rus çarları ve eşleri buraya gömülmüştür ve Katedral Dünya’daki en uzun Ortodox çan kulesine sahiptir. Bu da mekanı Dünya’nın en uzun Ortodox Katedrali yapmaktadır.

Winter Palace (Kışlık Saray)

I.Petro tarafından 1711 yılında yaptırılan Kışlık Saray, günümüzde Ermitaj müzesinin bir kısmını oluşturmaktadır ve ilk tamamlandığı zamanlardan itibaren Çarlık ailesinin yaşadığı yer ile ülkenin yönetim merkezi olmuştur. 215 metre uzunluğundaki bu sarayın ilk hali şu anki halinden çok çok daha ufaktır fakat sonrasında daha genişleterek günümüzdeki haline gelmiştir ve yapımının son haline ulaşması 1837 yılına dek sürmüştür.

Sarayı yaptıran I. Petro Ermitaj’da hiç yaşayamadan ölmüştür ve Saray 19.YY’da çıkan büyük bir yangın sebebiyle ciddi şekilde hasar görmüştür. 1917 yılında Ermitaj müzesine dahil edilen saray, müzenin güzelliğini birkaç seviye yukarı taşır. Kışlık Saray’da gezerken etrafınızda görecekleriniz karşısında büyüleneceğinizi garanti ediyoruz.

Şimdi gelin Ermitaj müzesine, yani büyük resme bakmaya!

Ermitaj Müzesi (Hermitage Museum)

Yazının girişinde bahsettiğimiz Ermitaj müzesi Dünya’nın en büyük ve en önemli müzelerinden bir tanesidir ve inanılmaz etkileyici bir yer olduğu kadar çoğu insanın St. Petersburg şehrini ziyaret etme sebebidir. Bu sebepten ötürü buraya beyaz bir sayfa açarak ayrı bir yazıda kendisine yer verdik. Okumak için şuraya tık tık.

Online bilet satın almak için buraya tıklayın

Konum için tıklayın

Church of the Savior on Blood – Voskresenia Khristova Church (Kanlı Kilise)

Kanlı Kilise ülkenin en popüler katedrallerinden bir tanesidir. Kremlin’de yer alan Aziz Vasili Katedrali ile benzer özellikler taşır ve burada da rengarenk soğan kubbeler göze çarpar. Özellikle façade kısmındaki detayların ihtişamını görünce iki mekan arasındaki yakınlık daha da iyi anlaşılıyor fakat buna rağmen iki tarafta uygulanan mimari farklılık taşır. Baktığımız zaman şehrin genelindeki yapılar Barok veya Neo-klasik üslup ile oluşturulmuştur fakat bu katedral orta çağ Rus mimarisinin özelliklerini taşır. Çok ilginç bir bilgi olarak şunu öğrendik ki katedralde 7.500 m2’lik mozaik kullanılmış ve bu özelliği ile Dünya’da tekmiş. Ayrıca yapımı 24 yıl süren katedral 1907 tamamlanmış ve bu süre boyunca bir çok badire atlatmış. Burası III. Alexander tarafından, suikaste uğrayan babasının anısına yaptırılmak istenmiş fakat finanse etmekte zorluk yaşandığından yapımı bu denli uzun sürmüş. Yapılmasının ardından 1917 Bolşevik devrimi sonrası kapatılan katedral, şehir Nazi kuşatması altındayken morg olarak kullanılmış, her şey sona erince ve Sovyetler yıkılınca da ibadete açılmış. Kilisenin isminin kanlı kilise olmasının sebebi ise hem kanlı bir hatırayı yaşatması için yapılmış olması hem de kiliseyi yaptıran III. Alexander’ın burada öldürülmesine bağlanıyor.

Katedralin hemen yanındaki Mikhailovsky bahçelerinde de bir yürüyüş yapmanızı tavsiye ediyoruz.

Konum için tıklayın

Summer Garden

Her şeyin sahibi ve fikir babası olan Çarımız I.Petro tarafından 1704 yılında oluşturulan Summer Garden’ın yapımında Hollandalı park ustalarından yararlanılmış. İçerisinde onlarca çeşmeyi ve heykeli barındıran Summer Garden şehrin en güzel görsel sunan yerlerinden bir tanesi. Ermitaj’ın yakınında bulunması sebebiyle de uzun müze gezisinin yorgunluğunu atmak için bire bir olarak parkımızı öneriyoruz.

Parkta yer alan en önemli yerlerden bir tanesi olan Summer Palace, yani Çar I.Petro’nun yazlık sarayı, İtalyan mimar Trezzini tarafından şehirde inşa edilen en eski yapı ve ilk saray olma özelliğine sahip fakat ismi saray olarak geçmesine rağmen öyle saray görünümlü abartılacak bir yapı değil. Hatta burayla ilgili şöyle ilginç bir bilgi var ki; Çar Petro 2m. boyunda olmasına rağmen yazlık sarayın neden bu kadar küçük yapıldığı bilinmiyor. Buna rağmen I.Petro ölmeden önce son yıllarını burada geçiriyor.

Konum için tıklayın

Saint Michael’s Castle

Summer Garden’dan çıktınız ve Kanlı Kiliseye gitmek için yürüyorsunuz, sol tarafınızda kalan ihtişamlı yerin ismi Saint Michael Castle. Bu kale Ekaterina’nın oğlu Paul tarafından yaptırılmış. Annesinin izlerini ve eserini taşıyan Winter Palace’ta hem bu izleri görmek istemediği için hem de güvensiz hissettiği için yaşamak istemeyen Paul, bu kaleyi yaptırdıktan sonra sadece 40 gün hayatta kalmış ve Saint Michael Kalesinin içinde öldürülmüş. Yaptığına değdi mi be Paul?

Rönesans ve Fransız Klasisizmin etkilerini yoğun şekilde barındıran St. Michael Kalesi 1801 yılında tamamlanmış ve günümüzde Askeri Mühendislik ve Teknik üniversitesi olarak kullanılıyor. Zamanında Dostoyevsky de burada eğitim görmüş.

Konum için tıklayın

Field of Mars

Summer Garden’ın hemen yanında yer alan Field of Mars, bir saray bahçesini andıran tasarımıyla şehirdeki bir diğer popüler park. 1917 Şubat devriminde ölenlerin gömüldüğü park, II. Dünya Savaşındaki kuşatmada toprağı sürülmek ve halkı beslemek için kullanılmış. Bu bilgiler ışığında gelmişken bu parka da bir uğramak ister miydiniz?

Konum için tıklayın

Peterhof Sarayı

Ailemizin çarı Petro, bütün bir şehre hayat verirken kendi adına ve şanına yakışacak bir de saray yaptırarak yemyeşil bir alana Peterhof’u inşa etmiş. Hem Petrine Barok hem de Gotik mimarinin özelliklerine sahip olan ve şehrin biraz dışında bulunan bu sarayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Gidiş için ister deniz ister kara yolunu kullanabilirsiniz. Uber ile gelirseniz yolculuk yaklaşık 1 saat sürerek 1000 rbl tutuyor, feribot ile gelirseniz de yaklaşık 50 dakika sürüyor ve kişi başı 10 USD tutarında bilet almanız gerekiyor fakat online bilet satın almak biraz problemli bir olay çünkü bu işi yapan birden fazla şirket var ve bileti satın aldıktan sonra hemen ilk feribota bineyim yapamıyorsunuz ve biletin mailinize düşmesini bekliyorsunuz. Bu yüzden bizim tavsiyemiz gidişi Uber ile yapın, dönüşü gün batımına denk getirip feribot ile yapın.

Sarayımıza gelirsek, burası UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan pek çok Petersburg yapısı arasında bizce en güzeli ve en görkemlisi. Söylenene göre, sarayın ana binasının Petro’nun kendi çizimine dayalı yapıldığı, sonrasında ise Versay sarayı örnek alınarak devam ettiği. Petro aynı zamanda bir mühendislik dehası mı bilemiyoruz fakat her kim yapmışsa güzel iş çıkartmış diyebiliriz. Özellikle sarayın bahçeleri ve çeşmeleri insana huzur veriyor. Petro’dan sonra gelen bir çok Çar tarafından genişleterek yapılan bu bahçelerin tamamını keşfetmek için en az 3 saat vakit ayırmak gerekiyor. 64 adet çeşmesi olan geniş bahçelerinde dolanırken karşınıza Şapel, mini Tiyatro ve Acropolis benzeri yapılar çıkarsa şaşırmayın çünkü yemyeşil bahçemiz sürprizlerle dolu! Kış mevsiminde kapalı olduğunu öğrendiğimiz sarayımızda bir de müze mevcut. Biz müze ile pek ilgilenmedik çünkü güneşli bir havada sarayın bahçesinde gezmek gibisi yok!

Rusya’nın pahalı olduğunu söylemiş miydik? Giriş ücreti: 20 USD

Puşkin Sarayı (Catherina Palace)

Çarların yazı ayrı güzel, kışı ayrı güzelmiş valla. Kışın başka bir sarayda takılıp yazın bir diğerine geçiyorsun hayata bak! Bizi yönetenler de bunları görüp özeniyor belli ki.

Neyse konumuza dönersek, Puşkin Sarayının ismini ilk duyduğumuz zaman Puşkin’e ait bir saray olduğunu düşünüyorduk fakat yanılmışız. St. Petersburg’a yaklaşık 30 km. uzaklıkta olan ve Rokoko tarzında inşa edilen sarayımız, çarların yazlık mekanı olarak kullanılıyormuş. Petro’nun manitası meşhur Ekaterina kendi rafine zevklerini tatmin etmek için 1717 yılında bu sarayın yapılmasını emretmiş. Dış yüzeyi ve binanın çatısındaki heykelleri için 100 kg. altın kullanılarak yapılan sarayın II.Dünya savaşında büyük bir kısmı yerle bir olmuş fakat uzun bir çalışma sonrasında restore ederek bugünkü haline getirmişler.

Hermitage’ın görkemi üstünden eksilmesin fakat Puşkin sarayının da içi hiç fena değil. İhtişam, gösteriş, şaşa ve bütün bunların tamamını bularak gözlerinize güzel bir ziyafet çektirebilirsiniz. İşlemeler, altın oymalar, gümüşler, freskler derken bir bakmışsınız aman tanrım boyunlar yine tutuluyor sahdsajh

Pushkin sarayı da Peterhof gibi şehrin biraz dışında kalıyor ve iki saray arasında Uber harici bilinen bir ulaşım şekli bulunmuyor fakat bizde bunun bir çözümü var. Her iki sarayı birden gezebilmek adına turlar düzenleniyor ve başlangıç vakitlerine göre bir seçim yaparak iki güzide sarayı da gezebilirsiniz. İlk tur için şuraya ikinci tur için ise buraya bakabilirsiniz. Ulaşım + giriş ücreti + rehberlik gibi hizmetleri toplu hesaplayınca tur ile hareket etmek hiç de mantıksız olmuyor fakat yine de biz Türk’üz bize bir şey olmaz kimseye muhtaç değiliz derseniz bilin ki giriş ücreti 350 Ruble’dir.

Konum için tıklayın

Saint Isaac Katedrali

St.Petersburg’a geldiğiniz zaman şehirde görmeniz gereken belli başlı yerler vardır ya, Dünya’nın en büyük katedrallerinden olan St.Isaac bu sıranın üstlerinde yer alır ve gündüz görmenin haricinde bir de mutlaka gece görmeniz gerekir. Çok güzel ışıklandırılmış bir yapı olduğu için böyle fotoğraflar çekmek istemez misin tatlı kıs?

Sovyet dönemindeki Devlet dini olan Ateizm nedeniyle yapısı tamamen değiştirilen Katedrallerin başında burası geliyor. 1858 yılında inşa edilen ve 1931 yılında yapılan değişiklikler ile dini öğelerden arındırılan Katedral, Foucault Sarkacının eklenmesiyle birlikte Dinlerin tarihi ve Ateizm müzesi olarak kabuk değiştiriyor. 1937 yılına kadar hizmet veren müze sonrasında buradan taşınıyor ve içerisinde yer alan öğeler tamamen Katedral’e ait objeler ile değiştirilerek Katedral Müzesi haline getiriliyor.

II. Dünya Savaşı başlayınca kubbesi koyu renge boyanarak savaş uçaklarının dikkatini çekmemesi sağlanan Katedralde, Sovyetlerin yıkılması ile birlikte Müze halinden arındırılarak dini aktivitelerinin tekrar yapılmasına izin veriliyor.

Mimarisine bakarsak, Neo-klasik tarzının hakim olduğu St. Isaac Katedralinde, Yunan usulü bir tarz olan, haç şeklinde oluşturulmuş zemin dizaynının üzerindeki kolonların tam ortasında görkemli bir kubbe yer alır. Burada uygulanan geleneksel tarzdaki Rus-Bizans karışımı dokunuşlar da yapıya kendi karakteristiğini vermektedir. İlk bakışta Avrupa’da sıkça göreceğiniz türden Katedrallere benzer. Bu arada şu bilgiyi de vermekte fayda var ki Katedralin kubbesi aslında som altın kullanılarak yapılmış. İnşa edilirken uygulanan mimari bakımından da bir çok yeni tekniği barındıran katedralimiz bu özellikleri ile birlikte yeterince görülmeye değer bir yer olarak karşımıza çıkıyor.

Konum için tıklayın

Mariinski Tiyatrosu

Rusya’da bale ve opera gibi aktiviteler özel zamanları işaret eder ve Rus halkı için çok önemlidir. İnsanlar bu tip etkinliklere giderken, duydukları saygı gereği düğüne gider gibi giyinirler ve ortamda büyük bir resmiyet vardır. Bu detayı bu şekilde anlatıyoruz ama Mariinski tiyatrosunun önüne gidip dış mekan fotoğraf çekimi yapacaksanız bu hazırlığa gerek yok tabii ki sfjhdjgsh

Bu arada konumuz olan Mariinski tiyatrosundaki tiyatro, bildiğimiz tiyatro oyununu değil de bale tiyatrosunu işaret eder ve Mariinski Tiyatrosu Rusya’nın en büyük tiyatrosudur. 1860 yılında açılan Tiyatro binası aynı zamanda Çarlık dönemi mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Çaykovskilerin kuğu gölü balelerinin doğduğu sahnedir.

Duyduğumuza göre gösteriler biraz pahalı oluyormuş bu yüzden gitmeden önce programa ve fiyatlara bakmakta fayda var.

Konum için tıklayın

Askeri Tarih Müzesi (Historical Museum of Artillery and Engineering)

Eğer savaş tarihini ve silahları merak ediyorsanız, hazır Rusya topraklarındayken gitmeniz gereken bir müzedir. 2 katlı bu müzede özellikle II. Dünya Savaşından kalma bir çok füze, top ve silahın yer aldığı birbirinden çarpıcı savaş makineleri sergileniyor. Müzenin en büyük handikapı İngilizce anlatımın olmaması. Bu duruma karşın tek şansımız girişte İngilizce Audio Guide satın almak. Aksi taktirde gezi anlamsız kalabilir.

Giriş ücreti: 400 Ruble

Konum için tıklayın

St. Petersburg Gece Hayatı

St. Petersburg ve genel olarak Rusya tahmin ettiğiniz üzere gece hayatı bakımından son derece hareketli ve bolca seçeneğe sahip. Yeme-içme konuları gibi şeyler bizim hassas olduğumuz konulardır. Bu sebeptendir ki her iki konu başlığı için ayrı ayrı laflar hazırlayacağız ve sizi bu hareketli dünyaya girerken güzel tavsiyelerle uğurlayacağız.

Bütçe

Rusya genel olarak ucuz bir ülke değil ve Ruble hem bizim paramızdan daha değerli hem de alım gücü daha yüksek. Hal böyleyken Rusya seyahati esnasında bir Euro bölgesi şehrinde yaptığınız harcamayı ve hatta daha fazlasını yapmanız çok olası bir hal alıyor. St. Petersburg’da bu ortamda en uyguna bulunabilecek şeyin konaklama olduğunu söyleyerek biraz yüreklere su serpelim fakat yeme-içme konuları Avrupa’nın bir çok şehrine göre epey pahalı kalıyor. Rusya’da restoranlar genellikle ‘’çok iyi’’ ve ‘’kötü’’ olarak ayrıldığı için de akşam yemekleri pahalı birer şölene dönüşüyor. Fakat çok güzel restoranlar keşfettiğimiz doğrudur, hepsini bilahare paylaşacağız.

Uzun lafların kısası; St. Petersburg Dünya’nın en güzel şehirlerinden bir tanesi ve kafadan 1 hafta ayırmanız gereken bir şehir. Seyahatiniz öncesi yardımcı olabildiysek ne mutlu bize!

Sevgiler

Bilinmesi Gerekenler

*Rusya’da geçerli para birimi Ruble’dir.

*Temmuz ayı şehrin en sıcak dönemiyken Ocak ayı en soğuk dönemidir. Kış aylarında -40 dereceye kadar inen hava durumundan ötürü yazın gitmeniz tavsiye edilir.

*Rusya’ya gitmek için vize almak gerekmekte olup vize ücreti 150 USD’dir.

*Rusya’da dışarı çıktığınızda pasaportunuzu yanınızda bulundurmak zorundasınız. Burası Avrupa gibi değil maalesef, eğer pasaportunuz olmadan polis kontrolüne girerseniz başınız belada demektir.

*Rusya’da parklarda çimlerin üzerine oturmak, çimlere basmak ve yerlere sigara atmak yasak. Aman göz ardı etmeyin yoksa vallahi göze gelirsiniz.

*Rusya ile yaşanan uçak krizinden sonra bir çok Türk firması ve Türk çalışan bürokratik yollarla ülkeden gönderildi. Özellikle halk baskısının da o dönemde çokça yaşandığını fakat zamanla ilişkilerin normalleştiğini ve halkın da bu duruma alıştığını öğrendik

*St. Petersburg, Dünya’nın önde gelen kültürel şehirlerinin son sıralamasında 1. sırada yer almaktadır ve yine Dünya’nın en popüler 15 destinasyonu arasında yer almaktadır.

*St. Petersburg Rus Çarlık döneminin başkentidir.

*Nevski caddesi öyle büyüktür ki sadece bu üzerinde 7 farklı metro durağı bulunmaktadır.

*Peterhof sarayının isminin oluşumu Almanca’dan gelir. Almanlar bu bölgeyi 2.Dünya Savaşında 3 yıl boyunca istila ettikten sonra adı değişen sarayın eski ismi 1997 yılında geri verildi. Bu dönemde sarayın zarar gören yerlerinin restorasyonu günümüzde yeni tamamlandı.

*St.Petersburg metrosu Dünya’daki en derin metrodur. (86m.)

*Jean Baptiste Alexandre Le Blond, okurken ismin sahibi insanın çoktan öldüğü türden uzunluktaki bu ismi görürseniz bilin ki şehri baştan aşağıya organize eden baş mimarın ta kendisi.

*Ermitaj müzesine gelirken takvimine bakmak lazım çünkü Modern and Contemporary Art bölümünün saatleri farklılık gösterebiliyor.

*Ermitaj müzesinin bahçesinde çokça kedi görebilirsiniz, bunun nedeni fareleri saraydan uzak tutmakmış.

*Ermitaj müzesi için Ekaterina’nın yaptığı harcamalar sonrasında imparatorluğun hazinesindeki bütün parayı bitirdiği söylenir.

*Avrupa’dan toplanan eserler, getirilen mimarlar ve harcanan tonla para sadece I.Petro ile Ekaterina zamanında kalmamış. Bu kişiler öldükten sonra da onların yerine gelenler bu geleneği devam ettirerek aynı hamlelere imza atmışlar ve gidenlerin bıraktığı yerden devam etmişler.

*Rusya’da yer yön iz ararken Google maps kullanmanızı önermiyoruz çünkü Yandex’in ülkesi olarak Google maps’e sınırlı bilgi vermiş olmalılar ki yol tarif etme kısmında ciddi problemler var. Bu yüzden diyoruz ki cevabınız: Yandex!

*St.Petersburg’da taksi kullanacaksanız öyle her önünüze gelen taksiyi çağırmayın ve direkt olarak Uber kullanın çünkü 2 katı daha ucuz. Hayati bir tavsiye daha veriyoruz. Uber’in bir açığı var ve bu uygulamayı hattınızın ait olduğu ülkede yüklemeli ve hesabınızı aktif hale getirmelisiniz. Aksi halde yurt dışında aktif hale getiremiyorsunuz.

0 Comments

Submit a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Pin It on Pinterest

Share This