Lizbon Gezi Rehberi

Avrupa’da nerede yaşamak isterdiniz diye sorsanız, söyleyeceğimiz ilk üç şehirden bir tanesi Lizbon olurdu. Burasının bizim için yaşanacak yerlerin başında gelen şehirlerden olmasının en büyük sebebi, Akdeniz kültürüne karşı sevgimizin her zaman çok yüksek olması. Aynı duyguları İtalya veya İspanya’dayken de hissediyoruz fakat Portekiz en azından İtalya’nın bir tık önünde.

Bir şehirde yaşamaya karar vermek kolay bir süreç değil ve bunu düşünürken sadece o şehrin güzellikleriyle değil aynı zamanda bir Türk vatandaşı olarak orada nasıl yaşayabileceğimizi gözlemlemek çok önemli. İşte bu sebepten ötürü Portekiz bir tık öne çıkıyor. Malum genel olarak Türk algısı Avrupa genelinde pek iyi değilken Portekiz ve İspanya gibi ülkelerde bu durum biraz daha toparlanıyor. Bir de bu avantaja ek olarak havasının suyunun ve insanının bize benzemesinden ötürü bizim gibilere biraz daha çekici geliyor. Sıcak memleketin sıcak insanları derler ya işte tam olarak ondan bahsediyoruz. Buraları sakın Almanya veya Avusturya gibi ülkelerle karşılaştırmayın çünkü sosyolojik olarak bakarsak tamamen farklı toplumlardan bahsediyoruz.

Lizbon’da yaşama hayallerini şimdilik bir kenara bırakıp gezmelik Lizbon’a geçiş yapıyoruz. Lizbon baya kompakt bir şehir ve bu sayede 2 günde yayıla yayıla şehrin önemli yerlerini gezebiliyorsunuz. Bu geziyi güzelleştiren en estetik figürlerden birisi olan Portekiz’in önemli karakteristik özelliklerinden olan çiniler sağ olsun. Endülüs Mağrip Arapları döneminde ortaya çıkan ve günümüze kadar evrimleşerek bugünkü halini alan ”Azulejo” ismindeki çini sanatı günümüzde Portekiz’in en önemli süsleme sanatı olarak görülüyor.

İşin güzel tarafı bu akım öyle çok benimseniyor ki, yapıların duvarları sadece süsleme bahanesiyle bu şekilde kaplanmıyor, aynı zamanda ısı kontrolü için de önemli olduğu söylenerek kaplanıyor. Daha da ileri giderek tavanlara ve zeminlere de uygulanıyor. İlk olarak Sevilla ve Granada’daki bir çok katedral ve sarayda gördüğümüz Azulejo örneklerinden sonra Lizbon’dakiler göz kamaştırıcıydı. Anlatılana göre Portekiz Kralı bu sanatı ilk kez Sevilla’da görüp ülkesine getiriyor. Biraz daha tarihsel arka planına gidersek; Endülüs Mağrip Araplarından çıkan bu sanatın sebebi, ”boşluk bırakma korkusundan” geliyor ve bunun şöyle bir anlamı var; bir yapının iç kısmının tamamına herhangi bir işleme sanatının uygulanma gerekliliğine dair bir inanışları varmış ve bu boşlukları kapamaları gerekiyormuş. Ne kadar güzel sonuçlanan bir inanış ama değil mi?

Bu düşüncenin devamıyla birlikte sadece iç tarafına bağlı kalmayıp yapıların dış yüzeylerine de uygulamaya başlanıyor. Eğer ilginizi çektiyse şehirdeki Azulejo müzesine uğramanızı tavsiye ediyoruz. Dünya’daki en geniş koleksiyon bu müzede yer alıyor.

Lizbon halen 1755 yılında geçirdiği tarihin en büyük depremlerinden biriyle anılıyor. Bu deprem ve devamında oluşan Tsunami sebebiyle şehrin %85’lik kısmının yıkıldığı söyleniyor. Bu olaydan sonra da şehirde belirli bir katın üstünde yapıların inşa edilmesine izin verilmemiş. Bu yüzdendir ki şehrimiz güzel bir yapılaşma sınırlamasıyla oluşmuş. Överek bitiremediğimiz Lizbon’u sevmemizin bir diğer sebebi ise İstanbul’a benzemesi. Tabii ki İstanbul bizim için eşsizdir ve hiç bir şehir onun güzelliğinin yanına yaklaşamaz fakat Lizbon bize İstanbul’u anımsatan nadir bir şehir olarak hafızamıza kazınmış durumda. Hem Boğaz Köprüsü’nü andıran köprüsü hem, iki yakalı yapısı, hem de 7 tepeden oluşan bir şehir olmasından dolayı buraya karşı bir pozitif ayrımcılık var! 7 tepeli Lizbon’da vakit geçirmeyi  çok keyifli hale getiren bir çok seyir tepesi olmasının yanı sıra şehirde akşamları bir çok aktivite bulmak mümkün. Eğer hareketli sokakları seviyorsanız Bairro Alto bölgesinde haftanın her günü bir aksiyon, bir eğlence bulabiliyorsunuz. Eğer sakin bir yaz tatili yapalım diyorsanız, Mayıs-Ekim ayları arasında Okyanus girilebilir sıcaklıkta oluyor ve şehre yarım saat uzaklıkta aşırı güzel sahiller var. Yeme içme konusunda da hem fiyat uygunluğuyla hem de lezzetiyle sizi üst seviyeye yükselten bir şehir olduğunu söylersek bir şehirde başka ne ararsınız ki? Çok da güzel Vintage dükkanlarına ev sahipliği yapan bir şehir olan Lizbon’u biraz daha aşağıda detaylandıralım. Lizbon gezi rehberi yazımızın sonuna kadar sizi ikna edeceğimize eminiz.

Lizbon’a Nasıl Gidilir

Lizbon’a THY’nin gün aşırı ve karşılıklı direkt seferleri bulunuyor ancak çoğu zaman fiyatlar pek bütçe dostu olmayabiliyor. Bu durumun önüne geçmek için kampanyaları kovalamakta fayda var. Mesela 2019 Kasım ayı için bir THY kampanyasıyla gidiş geliş 1.000 liraya bilet alınabiliyordu. Normal zamanda 3.500 liraları bulan rakamlara karşın bu büyük bir ilerleme. Kampanya olmayan zamanlar için önerimiz ise direkt Lizbon’a uçmak yerine Avrupa’da Viyana, Budapeşte veya Burgaz gibi destinasyonlara uçup sonra oradan low-cost hava yolu firmalarını tercih edebilirsiniz. Bu sayede gidiş geliş ortalama 1.250 lira gibi rakamları yakalayabilirsiniz.

THY haricinde Portekiz’e uçuş yapan başka bir yerli firma ise bulunmuyor. Bütün opsiyonları incelemek için sizi skyscanner.com.tr’ye davet ediyoruz.

Lizbon’da Nerede Kalınır

Lizbon’da konaklama için Bairro Alto bölgesini tercih edebilirsiniz. Şehrin aksiyonuna ve hareketli hayatına yakın olmak isteyenler için en doğru bölge burası olur. Daha sakin takılalım diyorsanız biraz daha Alfama bölgesini tercih edebilirsiniz. Biz Airbnb tercih ederek Bairro Alto bölgesinde bir ev kiraladık ve Portekiz ruhunu doyasıya yaşadık. Şehir genel anlamda bitişik nizam ile oluşturmuş ve geçmiş Lizbon tecrübelerimize dayanarak söyleyebiliriz ki bu şehirde kaldığımız hiçbir ev büyük ve ferah değildi. Kimisi bu halini sever kimisi sevmez bilemiyoruz ama biz memnunduk. Eğer kompakt evler sevmiyorsanız biraz fiyat skalasını arttırarak otel tercih edebilirsiniz. Fakat bizim önerimiz şehrin Airbnb evlerinden birini tercih etmenizden yana olur. Otelciyiz biz diyenlere de booking.com ile hostelworld.com linklerini bırakıyoruz.

Lizbon’da Ulaşım

Lizbon’da ulaşım için Uber kullanabilirsiniz. Eğer Okyanusa veya çevre şehirlere gidecekseniz araba kiralayabilirsiniz ama aksi taktirde Uber işinizi görecektir. İşin güzel tarafı Uber fiyatları gayet uygun ve tek seyahat etmiyorsanız havaalanından şehre ulaşımı da Uber ile yapabilirsiniz. Fiyat olarak yüzleri güldüren bütçe dostu ve konforlu bir seçenek!

7 tepeli Lizbon’u dolaşırken de zaman zaman inişli çıkışlı Arnavut kaldırımlar bünyeyi yorabilir. Bu tip durumlarda da Uber kullanabilir veya şehrin simgesi olan nostaljik tramvaylara binebilirsiniz. Tramvayların bilet fiyatlarının gereksiz pahalı olduğunu da söyleyelim. En popülerine binmek için 3 euro vermek gerekiyor. Bu yüzden toplu taşıma için Lisboa Card’ı bir araştırın. Tramvay turları da şehirde mevcut o yüzden binmeden önce mutlaka neye bindiğinizden emin olup bodoslama atlamayın. İngilizce bilme seviyesi ortalama seviyede olduğu için rabbim sizi güzel insanlarla karşılaştırsın diyoruz.

Lizbon Gezilecek Yerler

Arnavut kaldırımları, inişli çıkışlı tepeleri ve seyir noktalarıyla Lizbon gezmek için mükemmel bir şehir. Yorucu olacak kısımları göz ardı ediyoruz sonuçta farklı bir ülkedeyiz şikayet etmek yok ama siz siz olun doğru ayakkabıyı seçin.

Bol Azulejo’lu ve manzaralı Lizbon’un en güzel tarafı sokakta takılma kültürünün çok yaygın ve seviliyor olması. Panaromik zevklerin doruk noktasına ulaştığı yerlerde yiyecek içeceğinizi alıp şehrin keyfini doyasıya çıkarabiliyorsunuz. Şehrin kompakt olduğunu söylemiştik, başlangıç noktanızı Bairro Alto olarak alırsak bu bölgenin ardından Alfama tarafına geçebilirsiniz. Eğer Bairro Alto veya Alfama bölgelerinden birinde kalıyorsanız her iki tarafı da yürüyerek gezmenizi öneriyoruz. Altta tek tek sıralayacağımız gezilecek yerlerden Belem ve LX factory için ise Uber kullanabilirsiniz.

Bairro Alto

Yazının başından beri bir çok defa bahsettiğimiz Bairro Alto şehrimizin Old Town kısmını oluşturuyor. 15. YY’da oluşturulan Old Town bölgesinin en hareketli bölümünde 7-8 adet birbirine paralel ve yaklaşık 1 km. uzunluğunda sokaklar bulunuyor ve bu kısım özellikle akşamları şehrin en kalabalık yerlerinden birini oluşturuyor. Bu bölgede bir çok restoran, bar, gece kulübü ve özellikle fado mekanlarını bulmak mümkün. Sokaklarda yürüdükçe ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Burada keyifli teras mekanları ve kokteyl barlar da karşınıza çıkacak. Şehrin nostaljik tramvaylarının birkaç tanesi de bu bölgede.

Buranın bizce en anlamlı olayı binaların mimarisi. Dışarıdan görünüm anlamında değil de binaların içeriden kullanım alanları açısından çok değişik. En ufak bir boşluğun bile bir anlamı var ve her minik alan dahi değerlendirilmiş. Bitişik nizam olarak inşa edilen bu binalar 1755 yılındaki büyük Lizbon depreminden de pek fazla etkilenmemiş.

Konum için tıklayın

Rua Augusta

Siz de yeni bir şehre gittiğinizde orayı bi yerlere benzetmeye bayılıyorsunuz değil mi! Rua Augusta’da İstiklal caddesine benzettiğimiz türden bir cadde ve şehrin en popüler alışveriş yerlerinden birisi. Çok uzun diyemeyeceğimiz bir cadde olan Augusta’nın sonunda Praça do Comercio meydanına ulaşıyorsunuz.

Konum için tıklayın

Elevador de Santa Justa

Yedi tepeli şehrin manzara yerleri Portekiz’lilere yetmemiş olacak ki biraz da doğal olmayan yöntemlerle manzara noktaları yaratmak isteyerek bu asansörü yapmışlar. Rua Augusta caddesinin paralelinde yer alan asansör ile bir başka tepeye çıkarken aynı zamanda manzara keyfi yaşıyorsunuz. Demirden yapılmış asansör, yapıldığı dönemin teknolojisini ortaya koyarak geçmişe yolculuk yaptırıyor.

Konum için tıklayın

Praça do Comercio

Burası Lizbon’un en meşhur meydanı. Rua Augusta alışveriş caddesinin sonunda bu meydana çıkarak sahile ulaşıyorsunuz. Hemen arka tepenizde Lizbon kalesi ve karşınızda ise eşsiz bir Lizbon manzarası buluyorsunuz. Türkçesi ticaret meydanı anlamına gelen bu meydanın ticari anlamda tarihi bir önemi var ve bu yüzden bu şekilde adlandırılmış.

Şehrin en eski cafesinin (Martinho da Arcada-1782) bulunduğu meydanımız Ülkenin ulusal değeri olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda meydanın batısında kalan bir adet Lizbon müzesi mevcut. Şehrin tarihini öğrenmek isterseniz uğrayabileceğiniz bir bilgi deposu.

Konum için tıklayın

Alfama

Burası Lizbon’un en eski mahallesidir ve bilin bakalım ismi nereden geliyor? Evet bilemediğiniz isminin kökeni Arapçada ‘hamam’ anlamına gelen Al-Hamma’dan geliyor. Çok güzel panaromik manzaralar sunan, bakınaklı tepeleri olan Alfama da, nostaljik tramvayın uğradığı Lizbon mahallelerinden bir tanesidir. Yine bu bölgede de bir çok restoran ve fado mekanı bulabilirsiniz ama bu tip yerlere bakarken her gördüğünüz restorana girmemenizi öneriyoruz. Çünkü çok turistik olduğu için restoran kalitesinin düşük olma ihtimali her zaman var. Şehrin en eski katedrali olan Lizbon Katedrali de bu mahallede bulunuyor.

Konum için tıklayın

Lizbon Katedrali

1147 yılında yapılan katedral şehrin en eskisi durumunda. Ağırlıklı olarak gotik tarzın izlerini göreceğiniz katedralin içini ücretsiz gezebiliyorsunuz.

Konum için tıklayın

The Pink Street

Şehrin gece hayatının en hareketli olduğu yerlerden bir tanesi Pink Street. Pembe zemin ile kaplanmış bu sokakta biraz teenage biraz +18 ortaya karışık bir çok mekan bulunuyor. Gece hayatı sevenler buraya bir göz atın.

Konum için tıklayın

Sao Jorge Kalesi

Fotoğrafta arkada yukarıda gözüken Sao Jorge Kalesi Lizbon’un sembollerinden birisi ve tarihi için milattan önce 8 yüzyıllık bir döneme dayandığı söyleniyor. Tarih boyunca bir çok krallığın kontrolünde olan kaleye en son dokunuşu ise yüksek duvarlarını güçlendiren Mağrip Arapları yapmış. 1147 yılındaki yeniden fethediş ile Arapların elinden alınarak Hristiyanlara kazandırılan kalemiz, başından hiçbir şey geçmemişçesine dimdik ayakta varlığını sürdürüyor.

Her ne kadar popüler bir turistik aktivite olsa dahi bizce burayı gezmenin çok fazla bir anlamı yok çünkü gezdiğiniz yerler kalenin bahçesi olacak ve amaç eğer manzara görmekse zaten şehrin dört bir yanında manzaraya ulaşabileceğiniz için buraya boşuna 10 Euro para vermenize gerek olmadığını düşünüyoruz. Şehrin en iyi manzarasının bu tepede olduğu aşikar, sonuçta bir kale yapılacaksa en yüksek tepeye yapılacaktır fakat yine de Alfama’ya yukarıdan bakan bir manzarası olan kalenin manzara alternatif noktası mevcut. Siz yine de içeri girmek istiyorsanız umarız grev dönemine denk gelmezsiniz, biz en son grev dönemine denk gelmiştik ve ziyaretçi kabul edilmiyordu.

Konum için tıklayın

Belem Kulesi

Belem kulesi şehrin ve hatta ülkenin en büyük simgelerinden bir tanesi. Zamanın sömürge imparatorluğunu bize hatırlatan bir yapı ve 16.YY başlarında ünlü kaşif denizci Vasco de Gama anısına yapılmış. Bulunduğu nokta ise zamanında Vasco de Gama’nın Hindistan’a doğru yelken açarken ki çıkış noktasıymış. Sadece bu da değil, o günden sonra bütün yelkenler buradan açılmış ve geri dönenler bu noktaya geri dönmüş. Portekiz tarzı Manuelin mimarisinin en önemli simgesi olarak görülüyor. Pek tabii ki de Unesco kültür mirası listesinde yer alan kulemizin girişi ücretli. Bizce içeri girmeye çok fazla gerek yok çünkü burası dışarıdan fotojenik.

Şarabınızı alıp günü burada batırmalısınız.

Konum için tıklayın

Padrao Dos Descobrimentos

Kaşifler ve keşifler heykeli olan Padrao Dos Descobrimentos, Orta Çağ’ın sömürge imparatorluğunun bir diğer simgelerinden biri. İsterseniz parası neyse verip asansör ile heykelin en üstüne çıkabiliyorsunuz ama biz aşağıda nehir kenarında kalıp sokak sanatçılarını dinlemeyi tercih ettik. Zaten şehirde her yer manzara, bir de buraya para vermeyelim dedik.

Konum için tıklayın

Jeronimos Manastırı

Belem bölgesine geldiğiniz zaman Nata tatlısı haricinde bir diğer meşhur konu Jeronimo Manastırı. Şehrin bir diğer sembolü olan manastırımız epey görkemli ve girişi bolca kuyruklu. Dışarıdaki ihtişamını içeride de bulacağınıza şüphe olmasın. Avrupa esintilerinin yanı sıra doğu ve Mağrip izlerini de mimarisinde görmek mümkün. Mimari anlamda Manuelin ismi verilen ve Portekiz’e özgü olan tarzın önemli örneklerinden bir tanesidir. Aynı zamanda içinde Vasco de Gama’nın mezarı bulunuyor. İnşası yaklaşık 100 yıl süren manastırımız pek tabii ki keşifler döneminde yapılarak finanse edilmiş. Bu bilgiden sonra o dönemi düşünüp adamların ne kadar zengin bir dönem geçirdiğini anlıyorsunuz. Haliyle o döneme ait en önemli simgelerden bir tanesi ve UNESCO kültür mirası listesinde yer alıyor.

İçeride ilginç bir hatıra daha var, Bangkok’da inşa edilip ve Tayland’a ilk ayak basılan tarihin 500.yılı anısına 2011 yılında manastıra gönderilen bir pavilyon bulunuyor.

İçeri giriş ücreti 10 Euro olup saat 10-17 arası ziyarete açık.

Konum için tıklayın

Cristo Rei

Rio de Janeiro’daki meşhur İsa heykelini bilmeyen yoktur. Oradan esinlenerek yapılan bu küçük ama orijinaline çok benzer olan heykelde de yine İsa şehre tepeden bakıyor. Yapılışının ise anlamlı bir yanı var. Tüm Avrupa’nın aksine 2. Dünya savaşından etkilenmeyen bir ülke olan Portekiz’in duyduğu şükranı göstermek için 1959 yılında yapılmış.

Konum için tıklayın

LX Factory

LX bizce şehrin en güzel alternatif mekanı. Hem bir çok tarzda restaurant hem de çeşit çeşit bar bulabiliyorsunuz. Burasını bizim bomonti ada’nın biraz büyüğü olarak söyleyebiliriz ama konsept olarak kıyaslarsınız diye bu örneği verdik.

2 buçuk sokaktan oluşan LX factory’deki favori mekanımız olan Rio Maravilha’ya mutlaka gidip roof bar’da güzel bir Lizbon manzarasını bizi anarak kucaklayın.

Konum için tıklayın

Time Out Market

Time Out şehrin en güzel yemek yerlerinden. İspanya usulü Pazar yerlerini Madrid ve Barcelona’dan biliyorsanız burası da tam olarak o tarz bir yer. Street food tarzında yemekçilerin kaliteli sunum ve tazelikte üst seviyeye çıktığı yerleri bulabiliyorsunuz.

Konum için tıklayın

Avenida da Liberdade

Burası Avrupa’nın en pahalı alışveriş caddelerinden birisi. Bir Champs-Elysee kadar olması mümkün değil ama Portekiz standartlarında pahalı diyebiliriz. Lizbon, bizim için Vintage dükkanların şehri olduğu için böyle pahalı bir cadde ilgimizi çekmedi fakat Dünyaca ünlü markalara bir bakalım diyorsanız adresiniz yaklaşık 1km. uzunluğundaki burası.

Konum için tıklayın

Costa da Caparica

Bütün bu gezilecek turistik yerleri bir kenara bırakırsak bizi Lizbon’da aslında en çok mutlu eden yer neresiydi biliyor musunuz? Tabii ki de Ekim ayında okyanus keyfini yaşatan Caparica sahiliydi. Lizbon old town’dan yola çıktığınız zaman 25 dakikada ulaşabileceğiniz kilometrelerce uzunluğundaki kumul sahilin gözünüze güzel gözüken rastgele bi kısmından mutlaka okyanusa girin. Dalgalar zaman zaman boyu aşsa da sahil gibi sahil diye buna derim! Amerikan filmlerindeki Hawaii sörfçülerinden alışık olduğumuz görüntüleri görünce okyanusun soğuk suyuna biraz daha cesaretli dalıyorsunuz.

Konum için tıklayın

Cascais

Lizbon’da vaktiniz genişse ve yayıla yayıla geziyorsanız alternatif bir lokasyon olarak Cascais bölgesine gelebilirsiniz. Burası zamanında kralların ve zenginlerin yaz aylarını geçirdiği bir sahil kasabasıyken şu anda da şehrin sayfiye yeri ve zenginlerin yaşadığı bölgesi konumunda. Burada dolanırken her an Mourinho’ya veya Ronaldo’ya rastlayabiliriz heyecanıyla dolanıp durduk ve pek çok güzel restoran bulmak mümkün. Az biraz tuzlu ama çoğunluğu kaliteli.

Buraya kadar gelmişken sahillerini de deneyin. Bizim suya girdiğimiz sahilin konumunu şöyle bırakıyoruz. Dalgaların yetime vurur gibi vurduğu bu deneyimi kaçırmayın..

Şu da Cascais’in konumu

Lizbon Seyir Tepeleri

Yedi tepeli şehrimizin bir çok seyir tepesi mevcut ve biz de bunları aşağıda siz sevenlerimiz için konumlarıyla birlikte listeliyoruz. Tepe tepe gezip birer drink almaz mıyız tatlı kız?

Miradouro da Senhora do Monte

Burası bizim favori seyir tepemiz. Bizce Lizbon kalesinden de daha iyi bir manzaraya sahip. Kale, köprü, nehir ve şehir manzaralarının tamamını burada yakalıyorsunuz. Hele bir de sokak müzisyenlerine denk gelirseniz muhtemelen bi süre buradan ayrılmak istemeyeceksiniz.

Konum için tıklayın

Miradouro da Graça

Şehrin en eski kiliselerinden birisinin de bulunduğu seyir tepesindeki kilisenin tarihi 1271 yılına dayanıyor. Burası bizim ikinci favori seyir tepemiz. Senhora do Monte’ye çıkarken önce buradan geçip öyle devam edin. Manzara keyfiniz katlansın!

Konum için tıklayın

Miradouro das Portas do Sol

Alfama bölgesinin en güzel seyir tepesi burasıdır. Bölgeyi dolaşmaktan yorulan bedenler için bire bir! Oturabileceğiniz minik büfeleriyle de güzel bir dinlenme noktası.

Konum için tıklayın

Miradouro de Santa Luzia

Portas do Sol seyir tepesinden aşağıya doğru inerken fotojenik bir seyir yeri ile daha karşı karşıyayız. Sokak müzisyenlerinin mesken tuttuğu Santa Luzia’dan da büyük keyif alacaksınız.

Konum için tıklayın

Miradouro de Santa Catarina

Baktığınız zaman kendinizi İstanbul’da hissettiren en spesifik yer bizce bu seyir tepesi. Kendizi Karaköy’de filan gibi hissediyorsunuz, karşınızda da Boğaz köprüsü..

Konum için tıklayın

Lizbon Fotoğraf Yerleri

Hi there Instagrammer! ‘’İşte aradığımız başlık burada’’ veya ‘’Niye başta söyleyeceğinizi sona bıraktınız!’’ şeklinde homurdanmaları hissediyoruz. Şu Lizbon’daki meşhur tramvay fotoğraflarını sizin de çekmek istediğinizi gayet iyi bildiğimiz için konumlarıyla birlikte size yardımcı oluyoruz.

Ascensor de Bica

Konum için tıklayın

Ascensor de Gloria

Konum için tıklayın

Lizbon Müzeleri

Lizbon eğlenceli bir şehir olduğu için burada müze gezmeyi biraz 2. plana attık fakat bu düşüncede olsaydık kesinlikle Azulejo Müzesine giderdik. Endülüs’de benzer bir müzeye gittiğimiz için de burada pek ilgilenmedik fakat çinilerden hoşlanıyorsanız tarihi gelişimini anlatan bu müzeye gitmenizi öneririz.

Bütçe

Portekiz, Avrupa’daki destinasyonlar arasında bütçeyi en az sarsan ülkelerden bir tanesi. Konaklama, yeme-içme, sosyal aktiviteler ve turistik gezilecek yerlerin maliyeti olarak Avrupa ortalamasının altında kalıyor. Akdeniz ülkelerinin zaten belli bir standardı var, Portekiz de farklı değil. Bu ülkeye gelirken en büyük harcama payını eğer İstanbul’dan seyahat ediyorsanız uçak oluşturuyor. Konaklama için gecelik ortalama kişi başı 30 Euro seviyesinde sizi rahat ettirecek yerler bulabiliyorsunuz. Yeme-içme konusu ise TOP seviyede! Sizi kendinizden geçirtecek güzellikteki restoranlarda Türkiye’ye göre çok daha ucuza harika şeyler deneyebiliyorsunuz. Tabii ki bu çocuklar aç gezmedi, bir yeme-içme rehberi de hazırlıyoruz!

Yazıda birçok defa bahsettiğimiz üzere biz bu Akdeniz ülkelerini çook seviyoruz ve Portekiz’in de yeri haliyle apayrı. Bizce Avrupa’dan uygun bir uçak bileti bulup bu güzel ülkenin başkenti Lizbon’u mutlaka gelin. Sadece 3 gün bile bu şehri görüp anlamak için yeterli olacaktır.

Sevgiler

Lizbon’da Ekin’in 26. doğum gününü böyle kutlamıştık, bu özel gün ile birlikte her zaman güzel hatırlayacağız

Bilinmesi Gerekenler

 

*Portekiz’e gelebilmek için Schengen vizesi almanız gerekmektedir. Vize için şu adresten randevu alabilirsiniz. https://www.idata.com.tr/pt/tr

*Portekiz’de geçerli para birimi Euro’dur.

*Lizbon, Portekiz’in başkentidir.

*Lizbon’da yıllık ortalama sıcaklık 22 derecedir. En sıcak dönemi Temmuz ayı olup en soğuk dönemi Ocak ayıdır ama genel olarak havası suyu çok güzeldir.

*Lizbon’un içerisinden geçen nehir olan Tejo 1000 km. uzunluğundadır.

*Endülüs Mağrip Arapları döneminde ortaya çıkan ve günümüze kadar evrimleşerek bugünkü halini alan ”Azulejo” ismindeki çini sanatı günümüzde Portekiz’in en önemli süsleme sanatı olarak görülüyor.

*Manuelin mimari tarzı Portekiz’e özgüdür ve denizcilik unsurları içerir. Belem kulesi ve Jeronimo Manastırı gibi yapılar bu tarzda inşa edilmiştir ve denizcilik unsurlarının yanı sıra denizcilik yoluyla yapılan keşifleri temsil etmektedir.

*Lisboa Card satın alarak birçok gezilecek turistik yeri daha uyguna gezebilir ve ücretsiz toplu taşımadan faydalanabilirsiniz. İncelemek için şuraya bir tık

*Costa da Caparica sahili Avrupa’nın en uzun kumul sahili olup 24 km. uzunluğundadır.

0 Comments

Submit a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Pin It on Pinterest

Share This