Berlin Gezi Rehberi

 

Berlin’in seveni olduğu kadar sevmeyeni de epey çok. Bunun tabi ki en önemli nedeni şehirdeki kasvet. Fakat bu kasveti bizim gibi ilgi çekici bulanların sayısı az değil. Hava gri ve çoğu zaman soğuk fakat burada tuhaf bulduğumuz bir çekicilik var. Bunu anca şehrin yapısının üzerimizde yarattığı merak etkisiyle açıklayabiliriz. Yoksa gri ve çoğunlukla soğuk bir havaya sahip bir şehri nasıl bu denli güzel bulabiliriz ki!

Havası iyi değil dedik ya peki mimarisi nasıl derseniz, bir çok bölgesi hala Komünizm was here şeklinde diye bağırıyor ve şehrin bu underground yapısı insanda bir merak uyandırıyor. Hani merak ettiğin şey her zaman güzeldir ve bu güzelliğin gitmemesi için o heyecanı kaybetme derler ya, işte Berlin’de bizde bu merakı uyandırıyor. Mural sanatın başkenti olmasıyla her sokakta yeni bir sürpriz ile karşılaşmak, her yıkık binanın çok güzel bir mekana dönüşme ihtimalini görmek ve eğlence anlayışının üst düzeyde olması gibi daha bir çok özelliğiyle sokaklarında beklenti içinde dolaştıran bir şehirden bahsediyoruz. Tabi bu saydığımız şeyleri seviyor olmanız lazım yoksa Berlin’i sevme formülümüz yararlı olmaz : ) Özellikle de yeni nesil hipsterların gözdesi ve gece hayatının Avrupa’daki merkezi konumunda olan Berlin’de keşfedecek epey yeni mekan ve harcanacak bolca vakit var. Yalnız değilsiniz hipsterlar, yanınızdayız jshdgsk

İşte bu yüzden size tarihiyle, müzesiyle, müziğiyle ve daha bir sürü konusuyla bir adet Berlin Gezi Rehberi yazısı hazırladık.

 

Berlin’e Nasıl Gidilir?

Yazının en kolay sorularından biri geliyor. Berlin’deki ve Almanya genelindeki yoğun hakimiyetimiz sebebiyle Türkiye’den bolca seçenek ile birlikte en kolay ulaşılan ülke açık ara farkla Almanya’dır. Hem Türkiye’nin bir çok noktasından uçuş bulabilirsiniz hem de yaz dönemi charter uçuşlara denk gelebilirsiniz. THY ve Pegasus su gibi akıp giderken, sefer üstüne sefer eklerken, Onur Air’i, Sun Express’i ve Free Bird Airlines gibi charter firmalar da dahil olmak üzere Berlin’in Türkiye ile olan bağını sıkı sıkıya sağlamış vaziyetteler. Bu nedenden ötürü Berlin uçak bileti fiyatları bakarken sizi yormadan direkt skyscanner.com.tr’ye bakmanızı öneririz. Bu şekilde bütün saydığımız havayolu firmalarının günlük ve aylık uçuş programlarına tek bir sayfada erişerek vakitten kazanın.

Berlin’e uçak bileti bakarken kafanızı karıştırabileceğini düşündüğümüz fakat karıştırmaması gereken bir durum var, o da Berlin’de 2 adet havaalanı olması. Bunlardan ilki ve en yoğun kullanılanı Berlin Tegel havalimanı, diğeri ise Berlin Schönefeld havalimanı. Pegasus genelde Schönefeld’i kullanırken THY ve diğerleri Tegel’i kullanıyor. Farkı ne diye soracak olursanız bizce bir farkı yok. Çünkü şehrin merkezine pergeli koyup bir tam tur döndüğünüz zaman göreceksiniz ki bu iki havalimanı da merkeze hemen hemen eşit mesafede uzaklıkta yer alıyor. Söz gelimi, Tegel’den şehre giden tren, 25 dakikada Berlin HauptBahnhof’a ulaşırken, Schönefeld’den bineceğiniz tren ise bu ismini söylemekte güçlük çekeceğimiz merkez istasyona 30 dakikada ulaşıyor. Yani tercih sizin. En ucuz bileti nereye buluyorsanız orayı tercih edin.

Şehre ulaşım için ise tren saatleri şu şekilde:

Schönefeld’den sabah 4.30’dan gece 11’e kadar 30 dakika aralıklarla tren var. Eğer taksi kullanmak isterseniz yaklaşık 40 euro tutuyor.

Tegel için ise herhangi bir saat sınırı yok ve trenler gece gündüz devam ediyor. Trene ek olarak bir de Alexanderplatz’dan kalkan TXL isimli Express otobüsler var. TXL aynı zamanda Tegel havalimanının kodu olduğu için not almanızda fayda var. Eğer taksi kullanmak isterseniz yaklaşık 30 euro tutuyor.

Bu arada Berlin’e ilk kez gelecekler için Tegel havalimanını öneriyoruz. Neden mi? çünkü çok güzel ve kendine has olduğu için sizi hala 80’lerde hissettiriyor ve Berlin’in o buğulu havasıyla hoş geldin diyor.

 

Berlin’de Nerede Kalınır?

Bu sorunun bizce net bir cevabı var; Berlin’de Alexanderplatz bölgesinde kalınır. Daha spesifik olmak gerekirse direkt Wombats City Hostel’de kalınır. Berlin’e eğlenmeye geldiyseniz şehirdeki eğlenceye bir de hostel eğlencesi eklemek isterseniz adres burası. Bu cümleyi Almanca’ya çevirip hostel yönetimine verirsek bize 1 gece konaklama hediye ederler mi, bir sonraki gidişimizde deneyeceğiz.

Eğer hedef turistik gezmek ve bizden geçmiş eğlenmek derseniz o zaman bu hosteli tercih etmenize gerek yok çünkü hafif gürültülü. Fakat lokasyon olarak Alexanderplatz önerimizin arkasındayız. Bu bölgede konaklama yaparsanız şehrin ulaşım ağına daha yakın olursunuz.

Yok efendim biz size inanmıyoruz veya beyaz bir yalan ile orada yer bulamadık diyorsanız o halde booking.com veya diğer hostellere göz atmak için hostelworld.com gibi seçenekler sizi bekler. Airbnb’de yine Berlin’de yaygın şekilde kullanılıyor fakat artık devlet denetimine tabi tutulduğu için eskiye göre fiyatların biraz yükseldiği gerçek. Yine de bakmakta fayda var.

Berlin’de Ulaşım

Berlin’de ulaşım için çürüyene kadar yürüyün derdik ama o ayaklar akşamları eğlenmek için lazım olacak o yüzden kendinizi erkenden yormayıp metro kullanın. Raylı sistem konusunda bütün Almanya’da olduğu gibi Berlin’de de bir aşmışlık söz konusu. 10 tane metro hattı bulunan U-Bahn ile sizi A noktasından B noktasına en hızlı şekilde götüren şey olan S-Bahn birlikteği sizi asla üzmeyecektir. Her yer için tren raylı sistem ulaşımı öyle üst düzeydeki çok kassanız şehirdeki bütün gezilecek yerleri 1 günde görebilirsiniz. Biz tabii ki bunu önermiyoruz çünkü bu şehri anlamanın bir yolu değil fakat bilin ki durum böyle çünkü toplam 173 tane istasyon mevcut.

U-Bahn hafta içleri sadece gece 1 ile 4 arasında çalışmazken, hafta sonları ise 24 saat çalışıyor. Biletler ise tek yön aldığınız zaman biraz pahalı, 2.80 Euro. Bu yüzden tek yön bilet almayıp direkt olarak günlük bilet alabilirsiniz ve bunun ücreti 7 Euro. Gönlünüzce inin binin kimse bir şey diyemez. Buna ek olarak haftalık biletler de mevcut ve fiyatı 30 Euro.

Eğer grupça gittiyseniz 5 kişiye kadar kapsayan günlük grup biletten satın alırsanız toplam 20 Euro ödüyorsunuz. Eğer öğrenciyseniz ve bunu ispatlayabilirseniz bu bilet fiyatlar indirimli hale geliyor, aklınızda olsun.

Tren bizi kesmez biz taksiciyiz diyorsanız o konuda da hiç sıkıntı yaşamazsınız. Gördüğünüz herhangi bir taksiye ölürüm Türkiyem! şeklinde atlarsanız mutlaka size bi güzellik yapacaklardır. Malumunuz bütün taksi esnafını Türk’ler oluşturuyor. Sert vites geçişleri, kornalar, gereksiz makaslar, huzur kaçırma ve trafiği sıkıntıya sokma gibi bilumum İstanbul özelliklerini son Berlin gezimizde 2 günde 2 defa yaşayarak eski anılarımızı canlandırmıştık. Bize bunları yaşatan atarlı Berlin taksicilerine buradan selamlarımızı gönderiyoruz. Bir defa da içkili bindiğimiz taksici tarafından kınanmıştık. Onun detayına girmeyelim.

Bir de şunu belirtelim, eğer taksi kullanırsanız tarife ücretine ek olarak bir ücret daha talep ediyorlar. Bizim taksi maceralarımızın adrenalini sebebiyle bu ücretin nedenini soramadan inmiştik.

 

Berlin Gezilecek Yerler

Berlin’de iki tane indirimli gezi kartı var. Bunlardan ilki Berlin Pass, ikincisi ise Museum Pass. Bu kartlardan bir tanesini satın alarak gezinizi fiyat olarak avantajlı hale getirebilirsiniz. Berlin Pass’ı satın alırsanız zaten sırtınız yere gelmez. 50’den fazla şehir atraksiyonuna, bütün toplu taşımalara ve müzeler de dahil olmak üzere alayına ücretsiz giriş hakkı satın alıyorsunuz. Turist olmanın ilk kuralı olan Hop on Hop off otobüsleri bile buna dahil! Museum Pass kartında ise sadece müzelere ücretsiz giriş hakkı satın alıyorsunuz. Berlin Pass için şuraya Museum Pass için de buraya tıklayabilirsiniz. Bizim ne yaptığımızı sorarsanız bir anda Berlin Pass için o kadar para vermek işimize gelmedi ve Museum Pass + günlük metro kartı şeklinde idare ettik.

Bir de bunlara ek olarak Berlin Card var. Bu kartın da fiyatı 19.90 Euro’dan başlıyor. Hem toplu taşıma hem müzeler dahil. Berlin Pass’ın biraz daha geniş kapsamlısı diyebiliriz. Bilgi için şuraya buyursunlar

Faydalı bilgiler bölümümüzden sonra gelelim şehrin gezilecek yerlerine. Berlin aslında düzgün bir planla 1 günde gezilecek türden bir şehir. Kağıdı kalemi alın elinize, açın google maps’i, belirleyin tren saatlerini ve Sabah 9’da tura başlayın. Muhtemelen müzeler hariç akşam 6’da turu tamamlayıp dönersiniz. Bundaki en önemli pay ulaşımın ortalama üstü olması ve mesafelerin yakın olması. Fakat siz böyle söylediğimize aldanmayın. Aceleye getirmek, bir şehri gezmek için izlenecek bir yol kesinlikle değil. Hele ki Berlin gibi kendine has bir şehirdeyseniz. O halde lafı fazla uzatmadan gezilecek yerlere geçelim.

Diyelim ki tavsiyemize uydunuz ve Alexanderplatz’da Wombats’da kaldınız. Eğer gezinize de yine buradan başlarsanız zaten yol boyunca Fernsehturm (Televizyon Kulesi), Berliner Dom, Brandenburger ve Reichstag’ı göreceksiniz. Şimdi önerdiğimiz rotaya göre buralara sırayla bakalım.

Alexanderplatz

Berlin’in ana meydanı olan bu meydana siz kısaca Alex’de diyebilirsiniz. E buraya kadar gelmişiz biraz Berliner gibi takılalım dimi ama! Zaten o kadar çok Türk var ki, ah ulen ben burada olsaydım diyesiniz o kadar çok gelecek ki.

Bu meydanın merkez olmasının bir diğer sebebi ise ulaşım imkanları. Bir çok yere ulaşımı metro olsun otobüs olsun buradan sağlayabiliyorsunuz. Buranın bir diğer özelliği ise yine bir çok walking tour’un buradan başlıyor olması. Eğer Street Art seviyorsanız ve bu şehri keşfetmek istiyorsanız mutlaka Walking Tour’a katılmanızı tavsiye ediyoruz. Genelde bu turları öğrenciler organize ediyor ve ortalama 10 kişilik gruplarla bu turlar yapılıyor. Bitiminde ise, koca yüreğinizle birlikte gönlünüzden kopan bahşişi atarak ortalama 2 saat süren keyifli bir gezi yapmış oluyorsunuz.

Berliner Fernsehturm (Televizyon Kulesi)

Muhtemelen Berlin’e gittiğiniz ilk fark ettiğiniz yer bu kürdana benzeyen kule olacak. Eğer Berlin’e dair filmler izlediyseniz de direkt hatırlayacaksınızdır. Hem Berlin’in hem de Almanya’nın en uzun yapısı olan Televizyon kulesi Berlin’in ve Komünizm’in sembolü olsun diye 1969 yılında Doğu Almanya yönetimince inşa edilmiş. Fakat Almanya’nın birleşmesinden sonra vizyoner mimarisi sebebiyle bu sefer de demişler ki bu görkemli kulemiz birleşimemizin sembolü olsun. Sonrasında da buraya tarihi kalıntı statüsü vermişler.

Şimdilerde ise buranın tepesinde bir adet döner restoran ve etkinlik alanı bulunuyor. Restoranın saat başı 360 derece döndüğünü duyduk sonra çıkmadık. Olur da çıkarsanız manzara güzelse söyleyin de bi dahakine gitme bahanemiz olsun.

Berliner Dom

Televizyon kulesinden sonra göreceğiniz, Berlin’in en görkemli yapılarından biri olan Berliner Dom 1450’li yıllarda inşa edilmiş ve Müzeler Adasında yer alıyor. Hemen yanında yer alan Bergama Müzesinden aşağıda bahsedeceğiz.

Katedralimize geri dönersek, burasının son halini 1905 yılında aldığını öğrendik. Bölümler halinde tarih boyunca yapılacak günümüzdeki son halini almış. Aslında buraya Katedral demek de yanlış çünkü hiçbir zaman içerisinde piskopos bulundurmamış. Ayrıca Evanjelik katedral olarak inşa edilmesine ve bu mezhepe ait katedraller arasında değerlendirilmesine rağmen Lutheryan yani Protestan bir katedral olarak kullanılmış. Yani hikayesi biraz karışık fakat fotojenik açıdan gayet güzel.

Konum için tıklayın

Brandenburg Kapısı

Geldik Berlin’in bir diğer sembolü olan Brandenburger Tor’a. 1790 civarı yapıldığını öğrendiğimiz bu kapı, uzun yıllar boyunca dönemin iktidarlarınca sembol olarak seçilmiş ve aynı Televizyon istasyonuna yapılan muamele buna da yapılarak sonrasında Almanya’nın birleşmesinin bir diğer sembolü olarak barışın simgesi ilan edilmiş. Hatta yıkılan Berlin Duvarı sonrası kutlamalar burada yapılmış.

İlk yapıldığı dönemde ise tepesinde yer alan Quadriga ile zaferleri temsili olarak yansıtmışlar. Kapının bulunduğu caddenin bir ucu Televizyon istasyonu ile başlarken, diğer ucu ise Berlin Zafer sütunu (Siegessaüle) ile son buluyor. Cadde boyunca ise bütün ironikliğiyle birlikte Rus, ABD ve Fransa konsolosluklarını görüyorsunuz. Hayat işte, nereden nereye!

Konum için tıklayın

Reichstag

Brandenburg kapısından barış şarkıları söyleyerek geçtikten sonra sağ tarafa doğru yürürseniz göreceğiniz yer olan Reichstag Parlamento binası 1894 yılında inşa edilmiş. Günümüzde de Parlamento hala bu binada bulunmakta. Zamanında nice badireler atlatmış binanın tepesi 2. Dünya Savaşında yanarak deformasyona uğrasa da yapılan modern renovasyon ile birlikte oluşturulan cam kubbesi ile hala görkemini koruyor.

Bahsettiğimiz cam kubbeye çıkmak adına içeriye girebilmek için rezervasyon yaptırmanız ve bunun için de pasaportunu yanınızda bulundurmanız gerekiyor. Giriş rezervasyonunu genelde aynı güne alabiliyorsunuz fakat bu 5-6 saat sonrasına bile kalabilir, biraz şansınıza bağlı diyelim.

Konum için tıklayın

Musevi Anıtı

Yaklaşık 20.000 m2 bir alana yayılan Katledilen Museviler Anıtı, Holokost sırasında hayatını kaybedenlere ithafen yapılmış bir hatıra noktası anıt mezardır. Bizce biraz garip bir yer çünkü maksat anmaksa anmaya dair yapılan hiçbir şey göremedik. Kim yaptı, kime yaptı ne zaman yaptı, ne oldu vb. gibi bilgilerin hiç verilmemesi bir yana, sadece belli ölçülerde betonlar kullanarak oluşturdukları bir alandan ibaret gözüküyor. Yani sanki yaptık demek için yapmışlar gibi geldi. Her neyse, fotoğraf çektirmek için güzel bir alan. Tavsiye ediyoruz sevgili Instagrammer!

Burada anıtın yanı sıra bir de müze bulunuyor. Bu müzede, katledilen insanların hatıraları sergileniyor ve epey dokunaklı bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Vaktiniz olursa mutlaka uğrayın.

Konum için tıklayın

Charlottenburg Sarayı

Avrupa’da malumunuz saraylara alışkınız, fakat 2. Dünya Savaşı’nın kahramanı Almanya’daki tahribat sonucu günümüze kalan saray sayısı diğer ülkelere kıyasla az. Charlottenburg Sarayı’da ağır tahribata uğramasına rağmen sıkı bir restorasyon sayesinde miras kalanlardan bir tanesi. Epey geniş bir bahçeye sahip bu sarayın içinde bir de müze yer alıyor.

Konum için tıklayın

Hackescher Markt

Biri merkez mi dedi? Berlin’de merkezden bol bir şey yok. Buyruun size bir diğer şehir merkezi. Alışveriş ise alışveriş, yemek ise yemek, mekan ise mekan, hepsi burada yer alır. Yanı gece hayatı, bar, restoran, mağaza ne arasanız burada ve hep bir arada yer alır. Berlin’in kompakt hali diyebiliriz. Haftanın Salı ve Cumartesi günleri sokak pazarı da kuruluyor. Alexanderplatz meydanının yanında yer alan Hackescher Markt’a biraz dolandıktan sonra gelin diye yazının bu kısmına ekledik. Bu kadar geziden sonra biraz dinlenirken güzel hissettirecektir.

Konum için tıklayın

Friedrichstrasse

En son alışveriş dedik, akıllar orada kaldı farkındayız. O yüzden hemen alışveriş ile devam edelim ve sizi en doğru nokta olan Friedrichstrasse’ye getirelim. Burası Brandenburg kapısına yürüdüğünüz cadde olan ‘Unter den Linden’i kesen paralel caddelerden biridir ve cadde boyunca uzanan mağazaları ile birlikte meşhur olmasının yanı sıra Soğuk Savaş döneminden dolayı da epey meşhurdur. Zira o dönem bu cadde ikiye bölünmüş ve bir kısmı doğuda, diğer kısmı ise batıda kalmıştır. Cadde üzerindeki bir diğer önemli şey ise Checkpoint Charlie’dir.

Konum için tıklayın

Checkpoint Charlie

Doğu Almanya – Batı Almanya mevzusunda geçişler her noktadan sağlanmıyordu ve toplam 3 tane geçiş noktası vardı. Checkpoint Charlie ise bu geçiş noktaları arasında en önemlisiydi çünkü sadece üst düzey kişilerin buradan geçişine izin veriliyordu. Soğuk savaş döneminde Amerika-Rus kontrol noktası olan ve günümüzde ise turistlerin sıkça ziyaret ettiği bir yer olan kontrol noktası şimdilerde mağazalar arasında biraz kaybolmuş olsa da görmemeniz mümkün değil. Mc Donalds ve Hard Rock Hotel’in artık etrafında yer alıyor. İroniler şehrisin Berlin!

Konum için tıklayın.

East Side Gallery

Checkpoint Charlie dedik, soğuk savaş dedik, o halde Berlin duvarına doğru ufak bir giriş yapmanın vakti geldi. Doğu ve Batı Almanya’yı birbirinden ayıran ve doğudakilerin batıya geçmemelerini sağlamak amacıyla yapılan Berlin Duvarından geriye kalan duvar kalıntıları artık Berlin mural sanatına hizmet ediyor.

Eşek öldü kavga bitti derler ya, işte o hesapla birlikte, duvar yıkıldıktan sonra kalan kısımları için Alman Hükümeti demiş ki Dünya’nın dört bir yanından ressamları Berlin’e davet edelim ve bu duvarı Dünya Özgürlüğü adına boyasınlar. Bunun üzerine sanat dernekleri birleşmiş ve belirledikleri sanatçıları şehre davet etmişler. Yaklaşık 1.5 km uzunluğunda kalan bu duvarlar önlü arkalı resimlerle dolu ve zaman içerisinde bu resimlerin üzerine yenileri yapılmış, yani bir resim eğer popüler kültürce çok meşhur olmamışsa yerine başka bir ressamın imzasıyla başka bir çizim yapılmış. Tabi bu resimlerin hepsi %100 sağ vaziyette değil. Haliyle hala bu ortama karşı çıkan insanlar olduğu için vandalizm gibi sebeplerle zarar görmüş bir çok çizim var. Söylenene göre 100’den fazla ressam gelmiş fakat tam sayıyı bilemiyoruz.

Berlin Duvarı konusuna geri dönersek, biz bu konu için ayrıca bir yazı hazırlıyoruz. Malumunuz tarih ile epey ilgiliyizdir, o yüzden bu konuya ayrı bir yazı hazırlamak istedik.

Konum için tıklayın.

Potsdamer Platz

Almanya’nın yeniden birleşimi ile ilgili bir çok anıt yapılmış veya bir çok var olan yapı anıtlaştırılmış. Potsdamer Meydanı ise bunların arasındaki en popüler olanı diyebiliriz. Evet farkındayız her biri için en popüleri, en meşhuru gibi ifadeler kullandık ve kullanmaya devam ediyoruz ama adamlar üstüne koyarak ilerlemişse biz ne yapalım!

Efendim burası duvarın yıkılması ve soğuk savaşın bitmesinden sonra birleşik Berlin’in yeni merkezi olarak ilan edilen ilk meydanı. Şöyle ki, bu meydanın oluşturulması için Uluslar Arası yatırımcılardan alınan maddi destekler etkili olmuş. Hatta burada bir Sony Center vardır ki bilader meydanı sen mi yaptırdın diye sorasınız gelir.

Ha bize sorarsanız Berlin ruhunu burada mı hissedeceğiz diye, cevabımız hayır. Fazla camdan kuleli, ışıl ışıl ve gösterişli. Sanki Batı Almanya’nın gücünü gösterme amacıyla yapılmış bir alan gibi.

Tam olarak meydanın ortasında yer alan metro sayesinde kolayca ulaşabileceğiniz için gitmeyin demiyoruz, gidip bi bakıp sonra fazla oyalanmadan çıkın diyoruz.

Konum için tıklayın.

Kreuzberg

Türkiye’den mi geliyorsunuz? O halde burayı pas geçebilirsiniz zira geldiğiniz yerden pek farkı olmayan bir bölgeye geliyorsunuz. Berlin’de tahmini olarak kaç bin Türk yaşıyor bilmiyoruz fakat Berlin’in en büyük mahallesi olduğunu duyduk. Kreuzberg’ geldikten sonra kendinizi ilk uçakla Türkiye’ye dönmüş gibi hissedebilirsiniz bizden söylemesi.

Sachsenhausen

Berlin’e kadar gelmişken mutlaka gitmeniz gereken bir diğer yer ise Sachsenhausen ismindeki Nazi toplama kamplarının idare merkezidir. 1936-1945 yılları arasında tam 9 yıl boyunca toplama kampı olarak kullanılan bu arazi gerçekten çok farklı duygular yaşatıyor.

Hem toplama kamplarının en büyüğü hem de SS subaylarının eğitim merkezi olan mekanda 200.000’den fazla insan tutulmuş. İçeride dolaşırken gördüğünüz şeyler karşısında gerçekten hayrete düşüyorsunuz. Günümüzde çok fazla şey kalmadığı için ve bazı gaz odalarının girilemediği için 2 veya 3 saatte gezebileceğiniz bir yer burası. Şehre ise 35 km. uzaklıkta ve tren yolculuğu sonrası yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüş ile kampa ulaşabilirsiniz.

Konum için tıklayın

Bu kadar gezdik bitti mi demeyin, daha müzelere yeni başlıyoruz.

 

Berlin Müzeleri

Berlin’de müze konusu çok net ve böyle şehirleri çok seviyoruz, şöyle ki; müzeler için 1 km2 büyüklüğünde doğal bir ada var ve bu adanın üzerinde 5 farklı müze yer alıyor. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan bu adadaki en değerli müze ise Pergamon Museum yani Bergama Müzesi. Museum Insel ismindeki Müzeler Adasında yer alan diğer müzeler ise Alte Nationalgalerie, Kaiser Friedrich Museum (Bode Museum), Neues Museum ve Altes Museum. Şimdi buralara teker teker göz atacağız.

Pergamon Museum (Bergama Müzesi)

Burası 1901 yılında açılan ve biz Türk’leri en çok ilgilendiren müzelerden bir tanesi. Bunun nedeni isminin ağırlığından geliyor ve adını baya bizim Bergama ilçemizden alıyor. Nedeni ise müzedeki bir çok eserin buradan ve Didim’den getirilmesi. Bu eserlerin hangi yollarla Almanya’ya getirildiği ise ayrı bir tartışma konusu. Açık açık kaçırıldığına dair iddialar ise epeyce ağır basmakta. Sırf Bergama’dan getirilenler değil, bunlara ek olarak Türk el işi sanatlarından da seçmece bir çok eser bulunmakta.

Yunan ve Roma döneminden, antik eserlere, İslami döneme ve Asya’ya kadar genişçe bir müzedir. Eğer böyle bir etkinliğe ayırmak için vaktiniz varsa direkt olarak bu müzeye gitmenizi öneriyoruz.

Hafta içi her gün 10-18 arası açık, Perşembe günleri 20’ye kadar açık.

Ufak bir not olarak, biz bu müzeye yıllar öncesinde gitmiştik ve duyduğumuza göre son birkaç yıldır tadilatta ve belirli bölümleri kapalı. Açılışın ise 2019’da yapılacağını duyduk. O yüzden gitmeden önce mutlaka müzenin web sayfasından güncel bir bilgi edinin ki sonra bize söylenmeyin. : )

Web sitesi

Konum için tıklayın

Giriş Ücreti: 13 Euro

Musevi Müzesi

Bir nevi günah çıkarma müzesi diyelim. Berlin Musevileri anısına bir de müze yaparak burayı inşa etmişler. İçeride çok detaylı soy ağaçlarından tutun da başlarından geçen hadiselerin bir çoğu anlatılmış. Müzeyi yapmalarındaki amaç Musevilerin şehir için önemini kanıtlamak ve Almanların kendi utançlarını silmeme çabaları diyollaa.

Buranın bizim için en ilgici kısmı binanın tasarımı oldu. Zira ödüllü bir tasarım olan bu bina 1999 yılında tamamlanmış. Zigzag tasarıma sahip bu müzede sizi şaşırtacak pek çok detay var ve olayı aslında size olan biteni kurgulamak üzerine kurulu olduğu için çok fazla detay vermeden gidip görmenizi tavsiye ediyoruz.

Konum için tıklayın

Giriş ücreti: 8 Euro

Neues Museum

Bergama’dan eserleri uçururken hep daha fazlasını istemişler ve bu müzeye de Mısır’dan dünyaları kaçırmışlar. Arkadaşlar bu konuda iyiler. E tabi herkes bilir kişi olarak Alman’lara danışırsa bu adamlar da eserleri kaçırmak için gerekli ortamı hazırlar.

Konum için tıklayın

Giriş ücreti: 9 Euro

Alman Tarih Müzesi (Deutsches Historisches Museum)

Almanya gibi sicili epey kabarık bir ülkenin tarih müzesine giderek tarih boyunca yaşadıkları hadiseleri nasıl yorumladıklarını görmek bizce güzel bir fırsat. Eğer tarihe meraklıysanız gitmenizi tavsiye ediyoruz.

2000 yıllık Alman tarihi, ağırlıklı olarak orta çağdan başlayarak günümüze kadar uzanan serüvenleri detaylı bir şekilde ve basitleştirerek anlatmışlar. Sicillerini kabartan olayları anlatırken haliyle öz eleştiri konusunda biraz yetersiz kalmışlar fakat olan biteni nedenleriyle birlikte anlayabiliyorsunuz. Hatta anlamaya başladıkça özellikle 20.YY’da olan biten bazı hadiselerin kendi ülkemizle benzerlik gösterdiğini fark ederek bi woo hoo oluyorsunuz, aydınlanma geliyor. Özeleştiri zayıf diyorsak da Hitler’den yeterince bahsetmediklerini kastetmiyoruz. Üstü kapalı mesajımızı aldınız değil mi? Aferin size akıllı bıdıklar.

Bu müzede sadece Almanya tarihi değil, Orta çağ tarihi de olduğu için bütün Avrupa’nın tarihini gezerek öğrenebilirsiniz. Tekrar söylemek gerekirse, eğer tarih seviyorsanız bu müzeye bayılacağınızın garantisini veriyoruz ve vakit olarak da epey zamanınızı alacaktır.

Konum için tıklayın

Giriş ücreti: 8 Euro, öğrenci 4 Euro

Alte Nationalgalerie Museum

Ulusal Galeri Müzelerini seviyorsanız, Neo klasik, Romantik ve Modernist eserler size keyif veriyorsa, bu müze sizin için. Özellikle Almanya’nın 19.YY’a ait plastik sanat eserlerinin bir çoğu bu müzede sergileniyor.

Konum için tıklayın

Giriş Ücreti: 10 Euro

 

Berlin Parkları

Görlitzer Park

Burası Berlin’in en popüler parklarından bir tanesi. Tahmin edeceğiniz üzere bizim ülkemizdeki park fakirliği Berlin için geçerli değil ve şehirde bir çok park mevcut. Burasının meşhur olmasının sebebi her daim kalabalık olması ve her çeşit insanın çeşitli aktiviteler için burada bulunması.

Konum için tıklayın

Volkspark

Volkspark bizce Berlin’in en güzel parkı. Yemyeşil, sulak, dondurmalı, açık hava sinemalı, bol piknikli sessiz sakin huzur dolu bir yer.

Konum için tıklayın

Grosser Tiergarten

Grosser Berlin’in en büyük ikinci parkı ve burada da bolca yeşil ve sulak alan var. Gül bahçelerinden tutun her bir şey var. Ayrıca barbekü alanı diye duyduk fakat artık yasaklanmış ve cezası varmış. Brandenburg’un hemen ilerisinde yer aldığı için vaktiniz varsa bir merhaba diyebilirsiniz.

Konum için tıklayın

Treptower Park

Şöyle nehrin kenarında çimlerin üzerinde yuvarlanmak gözül olurculardansanız, spree nehri kenarındaki Treptower parkına gidip akşam öncesi bikaç drink alın deriz.

Konum için tıklayın

 

Berlin Gece Hayatı

Geldik en sevdiğimiz bölüme. Berlin gece hayatı bizim kıymetlimiz, canımız, en sevdiğimizdir. Bu yüzden burayı ayrıca bir yazıda hazırlayarak size 5 yıllık tecrübemizi aktaracağız. Bu yazının içerisinde nereye nasıl girilir gibi soruların cevapları da olacak. Bizden ayrılmayın.

 

Berlin Yeme İçme Konusu

Berlin’e o kadar gidip geldik fakat yeme içme konusunda vaaaooow şeklinde keşiflerimiz olmadı, belki de biz çok kovalamadık. Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim, gitmeden önce bir defa yeme içme konusunda Türkçe blog okuma gafletine düşmüştüm. Gaflet diyorum çünkü elf gözlerim Berlin’deki en iyi kahvaltı mekanı olarak Einstein Cafe’yi öneren blogları görüyordu! Evet biliyoruz onlar hala varlar ve oradalar, eğer bu yazıyı okuyorlarsa onlara selam olsun.

Öncelikle, Berlin’deki en iyi kahvaltı mekanı Taner Börek’ten bozma Einstein Cafe değil arkadaşlar. Burası bir cafe zinciri ve Berlin’in bir çok noktasında bulunuyor. Telefonunuzu sarj etmek için veya kişisel ihtiyaçlarınızı karşılayabilmek için girebileceğiniz bir kafeden ileri geçmez. Kahvaltı için Berlin’deki en mantıklı yerlerden birisi ise Flamingo Fresh Food Bar. Omletler, sandviçleri ve güler yüzlü insanlarıyla açık ara en güzel yer ve fiyatları da uygun. TripAdvisor‘dan da bakabilirsiniz.

Berlin’e giden her Türk için en meşhur yemek noktası ise tabii ki Mustafa Gemüse’s Kebap. Burası gerçekten çok güzel dürüm yapıyor ve önünde genellikle sıra oluyor. Biraz sabırlı olarak gitmek lazım. Dürümün sırrı ise içerisine kızarmış sebze koyması. Biz her Berlin ziyaretimizde mutlaka gidiyoruz ve size de tavsiye ediyoruz.

Konum için tıklayın

Berlin’de dürüm döner konusunun ayrı bir mevzu olduğunu ve içerisine konulan et harici malzemeler sebebiyle bu yiyeceğin Türkler ve Almanlar arasında ilk ben buldum, hayır ilk ben buldum git işine tadında uzatıldığını biliyor muydunuz? Artık biliyorsunuz. Şaşırtıcı ama değil mi? Bana bunu ilk kez söyleyen Alman bir arkadaşım olmuştu. Meğerse dürümün içerisine karışık sebze ile cacık vari yoğurtlu sos konulması Alman fikriymiş ve bu yüzden Berlin’deki dürüm Berliner Dürüm olarak satılıyormuş ve Almanya’ya da buradan yayılmış. Bu sohbetten sonra onu kendi haline bıraktım ve size de ortamlarda kullanabileceğiniz gereksiz bir bilgi vermiş oldum.

 

Bütçe

Berlin aşırı pahalı bir şehir değil bunu söyleyerek sizi rahatlatalım. Euro’daki dramatik yükseliş nedeniyle bizim için durumları sıkıntılı olsa da bu onların suçu değil.

Özellikle street food konusunda bir hayli gelişmiş olan Berlin’de ucuza karnınızı doyurabileceğiniz bir çok seçenek ile karşılaşacağınızı garanti ediyoruz.

Bir kaç örnek verirsek:

Kahve: 2-3 Euro

Bira: 3-4 Euro

Ortalama bir restoranda akşam yemeği: 15 Euro

Şarap: 4-5 Euro

 

Berlin öyle bir şehir ki ya çok seviliyor ya da bu ne biçim yermiş yaa deniliyor. Bizce, kendine has tarihi, başından geçen yoğun olaylardan etkilenerek ortaya çıkan şehir yapısı ve insanda merak uyandıran haliyle mükemmel bir şehir. Eğer listelediğimiz bütün yerleri de gezerseniz 4 gün kalmanız gereken bir yer.

Yaşarım seninle Berlin!

Sevgiler,

 

Bilinmesi Gerekenler

Almanya’ya gelebilmek için Schengen vizesi almanız gerekmektedir. Vize için şu adresten randevu alabilirsiniz. https://www.idata.com.tr/de/tr

Almanya’da geçerli para birimi Euro’dur.

Berlin, Almanya’nın başkentidir.

Berlin’de yıllık ortalama sıcaklık 18 derecedir. En sıcak dönemi Temmuz ayı olup en soğuk dönemi Ocak ayıdır.

Berlin’in içerisinden geçen nehrin adı Spree’dir ve 400 km. uzunluğundadır.

Berlin hakkında bilgi sahibi olmak için The Lives of Others, La vita e bella, Schindler’s List gibi filmleri izlemenizi öneririz.

Berlin’de trafik ışıklarında ve daha bir çok yerde göreceğiniz yeşilli ve kırmızılı yürüyen adam figürünün ismi Ampelman’dır. Şehrin sembolü olan bu figür ilk ortaya çıktığı yıllarda Doğu Berlin’deydi  fakat birleşmeden sonra Batı’da da yayıldı.

East Side Gallery, Dünya’daki en büyük açık hava sanat galerisidir.

0 Comments

Submit a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Pin It on Pinterest

Share This